a-Yarımburgaz Mağaraları:

b-Fikirtepe Höyüğü:

c-Pendik Höyüğü:

B-Kalkedon: MÖ 676

c-Bizantion MÖVII yy: MÖ.667-MS.330 

https://eksiseyler.com

Sık sık karşılaşılabilecek bu harita Antik Bizans Coğrafyasını modern okura anlatmak için hazırlanmış 16-177 yy tarihsel/antikacı harita tipidir.

Strabon, Pilinius, Ptolemaios gibi Bizans tarihcilerinin anlatımlarına dayanır ve antik çağı temsil eder.

Propontis:Marmara Denizi

Chyropolis:Bu günkü Üsküdar.Altın Şehir.Bir gümrük ve geçiş noktasıydı.

Chalcedon:Kadıköy

Sykae:Glata-Haliç

Creas:Burun,çıkıntı

Jasonium:İason-Jason mitolojik bir figür.Bir mitolojik durak.Seyrüsefer noktası:Jason’un durduğu yer anlamında da olabilir.

Bythias:Derin su-Dip akıntısı-Seyir zorluğu uyarısı

Port:Liman

Bosphorus Thracius

Temple of Juno:Jüpiter Tapınağı

Temple of Venüs

Nicomedia:İzmit

Bithynia:Kocaeli-Sakarya-Düzce-Bolu’ yu içine alan önemli bir antik bölge.Adını bithynler den alır(Trak Halk)

Nicaea:İznik

Diospolis:Zeus Tapınaklı kent

Heraclea Pontica:Karadeniz Ereğlisi

Mysia Bölgesi:Balıkesir, Canakkale, Bursa

Bu konudaki hangi makaleye baksanız çoğunluk bu haritaları görürsünüz.

Hangi tarihte kimin tarafından cizildiğini bulamadım ancak biraz dikkatli şekilde inceleyince İstanbul’un tarihçesinde sıklıkla raslanan pek çok isim/yer bu haritada var.

Wikipedia da yer alan kronolojik tabloda İSTANBUL’un MÖ 510-MS 1453 yılları arasında 33 kez kuşatıldığı görülmektedir.

Asya ve Avrupa Kıtalarını ayıran Boğaz’ı, coğrafi konumu, iklimi,kültürel yapısı,tarihçesi ile kentimiz MÖ çaglardan bu yana her zaman bir cazibe merkezi olmuştur.

İstanbul’a tarih boyunca pek çok isim verildi. Bu isimler gelişen siyasi olayların etkisinde değişti.

www.faiikpashahotels.com/beyoglu-sehir-rehberi

Döneminin gündemini belirleyen büyük imparatorluklara yüzyıllar boyu başkent olması İstanbul’u dünyadaki en önemli tarihi ve kültürel merkezlerden biri haline getiren nedenleren biridir.  

Harita, Cristoforo Buondelmonti tarafından 1420’lerde çizilmiş.

https://www.stinpoli.com

Anadolu Yakasında, bölgede tarım ve hayvancılığa dayalı yerleşimin MÖ 5500-3500 lerden itibaren var olduğu (Fikirtepe Kültü) arkeolojik çalışmalar ile varılan bulgulardır.

Bu bulgular sadece İstanbul için değil Marmara Bölgesi için de geçerlidir. Küçükçekmece Gölü civarında insanların çok eski çağlardan beri buralarda yerleştiğine dair kanıtlar da bulunmuştur. 

İstanbul ve çevresinde ilkel insan izlerinin 400.000 yıl öncesine dayandığı, Küçükçekmece Gölü kenarında (Yarımburgaz Mağarası) bulunan arkeolojik izlerle kanıtlanmıştır. 

İstanbul’un tarih öncesi dönemleri, bölgenin insanlık tarihindeki önemini ortaya koyan izlerle doludur. Özellikle İstanbul Boğazı, 1.5 milyon yıl önce Afrika’dan Avrupa’ya göç eden ilk insanların güzergahı üzerinde yer almaktadır. Bu durum, İstanbul’un tarihi ve kültürel zenginliğinin köklerini de ortaya koymaktadır.

Küçükçekmece Gölü yakınlarındaki Yarımburgaz Mağarası, bölgedeki tarih öncesi insan yerleşimlerine dair önemli bilgiler sunmaktadır. Bu mağarada yapılan arkeolojik kazılar, insan yerleşimlerinin yaklaşık 800.000 yıl öncesine kadar uzandığını ve ilkel insan izlerinin ise 400.000 yıl öncesine kadar devam ettiğini göstermektedir.

Yarımburgaz, insanları etkileyen doğal kaynakların yakınında konumlandığı için, ilkel insanların yerleşim alanı olarak tercih edilmiştir. Bu izler, avcılık ve toplayıcılık yapan ilk insanların yaşamlarına dair değerli buluntular içermekte; taş aletler, kemik parçaları ve diğer günlük yaşam objeleri gibi kalıntılar, insanların bu coğrafyadaki yaşam tarzlarını anlamamıza yardımcı olmaktadır. Yarımburgaz Mağarası’nda bulunan taş aletler, insanların hayatta kalmak için doğayla nasıl etkileşime girdiğini ve çeşitli avcı yöntemlerini geliştirdiğini gözler önüne sermektedir.

İstanbul’un tarih öncesi dönemi, sadece coğrafi öneminden değil, aynı zamanda insanlık tarihinin evrimi açısından da kritik bir yere sahiptir. Bu dönem, farklı insan türlerinin varlığı ve gelişimi ile ilgili birçok sorunun yanıtını arama fırsatı sunmaktadır. Ancak bu döneme dair veriler oldukça sınırlıdır ve sürekli olarak yeni buluntular gündeme gelmektedir. Yarımburgaz Mağarası gibi alanlar, tarih öncesi toplumların yapılarını, yaşam tarzlarını ve kültürel gelişimlerini anlamak için önemli kaynaklar sunmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak, İstanbul’un tarih öncesi dönemleri, hem arkeolojik buluntularıyla hem de göç yollarıyla, insanlığın geçmişine ışık tutmaktadır. Bu bölge, sadece bugünün değil, geçmişteki medeniyetlerin ve insan topluluklarının da izlerini taşıyan önemli bir merkezdir.

Yarımburgaz Mağaraları

Yapımına 1903 yılında başlanılan Bağdat Demiryolu’nun inşaatı sırasında önce Pendik Temenye Mevkii’nde ardından Fikirtepe’de tarihöncesi döneme ait olan iki yerleşim keşfedilmiştir. Bulgular önce T.J. Arne tarafından Stokholm Milli Müzesi’ne götürülmüştür. 

İstanbul’un Anadolu yakasında, Kadıköy ilçe merkezinin birkaç kilometre doğusunda, Fikirtepe Tepesi’nin doğu kenarında yer alan bir düz yerleşim alanıdır. Arkeolojik araştırmalar sonucunda yapılan radyokarbon tarihleme, Fikirtepe’deki yerleşmenin M.Ö. 6400 – 5800 yıllarına dayandığını ortaya koymaktadır.

Ancak, günümüz kentsel yerleşiminin altında kalmış olan Fikirtepe Höyüğü, maalesef tamamen tahrip olmuştur.

Fikirtepe’nin Kalamış Koyu’na mesafesi 1.300 metre, Kadıköy Koyu’na ise 2 kilometredir.

Eski çağlarda çevrenin ormanlık olduğu düşünüldüğünde, bölgenin balıkçılık, avcılık ve sınırlı ölçüde tarım faaliyetlerine olanak tanıdığı anlaşılmaktadır.

Yerleşimde, yontma taş aletlerin çoğunda çakmak taşı kullanıldığı gözlemlenmektedir. Ayrıca, kuzeybatı Anadolu’nun Epipaleolitik Çağ yontma taş endüstrisi geleneği burada da kendini göstermektedir.

Fikirtepe Höyüğü’nde, ölü gömme geleneği, komşu yerleşim Temenye Höyüğü’nde olduğu gibi evlerin tabanlarının altına gömü yapılması şeklindedir.

Fikirtepe yerleşmesi, daha sonra Marmara’da bulunan ve hemen hemen aynı karakteristik yapıyı gösteren diğer höyüklere de ismini vermesi açısından son derece önemlidir.

Anadolu’daki çağdaşlarında taş temelli kerpiçten yapılar hakimken, Fikirtepe Höyük’te ve Fikirtepe Kültürü’nün hakim olduğu diğer tüm höyüklerde evler, en azından belirli bir yapı katmanına kadar ahşaptan yapılmaktaydı.Anadolu’nun çoğu yerinde taş temelli kerpiç evler kalıcı, toplu ve “yerleşik” bir yaşamı simgelerken; Fikirtepe Kültürü’nde ahşap ağırlıklı kulübeler (özellikle belirli katmanlarda) daha hafif, çevreye uyumlu ve muhtemelen farklı bir sosyo-kültürel geleneği temsil eder. Bu fark, Marmara Bölgesi’nin Neolitik dönemdeki çeşitliliğini ve Balkan-Anadolu etkileşimini gösteren önemli bir özelliktir.

Fikirtepe Kültürü Balkan bağlantıları açısından Anadolu’dan Avrupa’ya Neolitik devrimin ana geçiş noktalarından biridir.

Yerel avcı-toplayıcı + Anadolu çiftçisi etkileşimi, Balkanlar’daki Starčevo-Karanovo gibi kültürlerin oluşumunda rol oynamıştır; seramik, mimari ve yaşam tarzı benzerlikleri bu kültürel akışı doğrular.

Bu, Marmara Bölgesi’nin örneğin Fikirtepe Kültü’nün Neolitik dönemde ne kadar dinamik bir etkileşim alanı olduğunu gösterir.

İnsanlık tarihi açısından böylesine büyük öneme sahip Fikirtepe gibi bir alanın günümüzün, kültürden ziyade paraya aç zihniyetine kurban edilmesi gerçeği yanında bundan örneğin 5500 yıl sonraki arkeolojik kazılarda çocukları oyun alanlarından, aileleri komşuluk kültüründen, evleri güneşten-rüzgardan mahrum eden bu taş yığınlarının kalıntıları bulunduğunda kanımca 2026 daki insanlık neolitik çağın da gerisinde izlerle anılacak.

ilçe merkezinin 1,5 km doğusunda, Kaynarca tren istasyonunun 500-600 m batısında, Marmara Denizi’ne doğru çıkıntı yapan Temenye Burnu’nun doğusundaki kıyı şeridi üzerinde, denize 50 m kadar içeride yer almaktadır. Yerleşmenin yakınlarında iki tatlı su kaynağı, doğusunda ise zaman zaman kuruyan bir dere yatağı bulunmaktadır. Neolitik Dönem’de yerleşmenin denize olan uzaklığı hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, yerleşme yerinin seçiminde, balığın beslenme kültüründeki yerine bağlı olarak, balıkçılık açısından zengin Marmara Denizi ile tatlı su kaynaklarının etkin rol oynadığı açıktır.

Fikirtepe ve Pendik Höyükleri Bağdat Demiryolu’nun inşaatı sırasında 1908’de Miliopulos adlı bir işçi tarafından Fikirtepe yerleşmesi ile birlikte keşfedilmiştir.

 Kentsel dönüşüm ve yayılma,Yeni imar Planları bu iki höyüğün inşaat alanları ile kaplanması sonucunu doğurmuştur.

https://www.gazetekadikoy.com.tr/gundem/fikirtepe039nin-sakli-gemisi

Komutan Byzas ‘tan önce söz konusu alanda kurulu yerleşimin adı LYGOS’dur. 

Lygos ,Doğal limanı (bugünkü Yenikapı civarı) ve yüksek akropolisi sayesinde stratejik öneme sahipti.


Lygos, İstanbul’un en eski bilinen adıdır ve Bizans’tan önce (yaklaşık MÖ 685 civarı) kurulmuş birT R A K kıyı yerleşimidir.

Şehir, nerium oleander (zakkum) bitkisinin bolluğundan dolayı “Lygos” adını aldı.

Lygos Haliç’in girişi ile Marmara Denizi arasında, Topkapı Sarayı ve Ayasofya civarında yer alıyordu. Doğal limanı (bugünkü Yenikapı civarı) ve yüksek akropolisi sayesinde stratejik öneme sahipti. “Lygos” adındaki bu yerleşim yerinde ve bölgede yerli halk da yaşamaktaydı ancak Trakyalılar da  bu topraklarda son derece etkindi.

Lygos’tan sonra İstanbul’daki ilk kent yerleşimleri Kalkedon (Kadıköy) ve Byzantion ‘dur. 

 Kalkedon, Byzantion’dan 20 yıl önce kuruldu.

 Kentin Doğu ve batıya bakan iki limanı vardı. Bu limanlar, Haydarpaşa ve Kurbağalıdere ağzında olabilir. Arkeolojik kazılar, surların Yel Değirmeni, Söğütlüçeşme, Altıyol hattında olduğunu göstermektedir. Klasik Dönem Agora’sı, Kadıköy Çarşısı’ndadır. Kalkedon’da Karadeniz’den gelen mallar vergilendirilirdi. MS 451’de Kadıköy Konsülü burada toplandı. Afrodit ve Apollon tapınakları kehanet için kullanılırdı. Moda Burnu’ndaki ateş, denizden gelen gemileri Boğaziçi’ne yönlendirirdi. 

Antik Çağda kurulan ünlü kentlerin her biri gibi Bizantion’un kuruluşu da bazı efsanelere-Mitolojik Hikayelere dayandırılmıştır.

“MÖ 6.yy yüzyılda Yunanistan’da yaşanan kıtlık nedeniyle Anadolu kıyılarına sürekli göçler olmuştur. Bu göçler sırasında kavmini göç ettirmeye karar veren Megara’lılar kralı Bizas, o zamanlar yuvarlak cevaplar verip bir şekilde ucundan kıyısından da olsa geleceği tahmin ettiğine inanılan kahinlere nereye gitmesi gerektiğini sorar. Kahinler “Körler Ülkesinin karşısına” cevabını verir. Tam olarak nereye gideceğini anlayamayan Bizas yine de yola çıkar. Anadolu’ya ege kıyılarından giriş yaptıktan sonra yukarı, İstanbul’a doğru çıkar. En son bugünkü Kadıköy kıyılarında durur ve karşıya, bugünkü Sarayburnu’na bakar. Sarayburnu yemyeşil, tertemiz, işsiz, el değmemiş bir güzellikteyken Kadıköy pis, kalabalık ve bereketsizdir. Karşısı bu kadar güzelken bu insanlar burada neden yaşıyor diye düşünürken aklına kahinlerin sözü gelir “körler ülkesinin karşısı” Buradaki insanlar, karşıdaki bu güzellik dururken burada yaşıyorlarsa kör olmalıydılar. 

Kavmini Sarayburnu’na geçiren Bizas, ilk İstanbul’un temellerini burada atar. Daha sonra imparatorluklara ev sahipliği yapacağını bilmeden…” 

https://eksiseyler.com/kadikoye-neden-korler-ulkesi-khalkedon-deniyor

MÖ 667 ,Bizans’ın kuruluşu için Tarihçi Herodot tarafından bildirilen tarihtir. Bizantion Şehir Devletinin tarihi, Megaralı Kolonistler tarafından MÖ 667’de kurulmasından, Roma İmparatorluğu 330 yılında başkent yapılmasına kadar olan dönemi kapsar. MS 330 da  İstanbul’un adı Roma İmparatoru Konstantin’in isteği ile Nova Roma olarak değişmiş, önce Roma İmparatorluğu’nun sonra Bizans İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmıştırTarihçi Tacticus’a göre Bizantion, Körler Ülkesi Kalkedon’un karşı yakasına kurulmuştu. Kalkedon Körler Ülkesi olarak anıldı çünkü karşı yaka buraya göre daha verimli topraklar ve daha değerli bir coğrafi yapıya sahipti. Stratejik lokasyonu nedeniyle bu şehir çok daha önemliydi ve sadece Karadeniz’in boğazlardan girişinde savunmaya elverişli bir konumdaydı ve derin bir körfez olan Haliç- bu yakadaydı. 

https://www.worldhistory.org

https://tr.wikipedia.org/stanbul_tarihi

Kronolojik olarak İstanbul ve çevresine baktığımızda, bu bölgenin coğrafi, ekonomik ve tarihsel önemi nedeniyle her dönemde güçlü devletler ve imparatorluklar arasında mücadelelere sahne olduğunu görüyoruz.

İstanbul kuruluşundan sonraki yıllarda Paganizm den Hıristiyanlığa geçiş sürecinde , doğu ve batı kiliseleri arasındaki dinsel çekişmelerde her zaman yer almış ve ele geçirilmek istenen stratejik bir bölge olmuştur. Bizans’ın tarihi; saldırılar, yağmalar, işgaller, yeniden imar süreçleri, Haçlı Seferleri, Latin işgali, büyük yangınlar,depremler ve bunlara paralel olarak yaşanan ekonomik ve siyasi dalgalanmalarla şekillenmiştir.

Tüm bu zorluklara rağmen Bizans, dönem dönem sanatta, mimaride ve hukuk alanında büyük ilerlemeler kaydetmiş; kültürel ve bilimsel gelişmeler açısından önemli yükselişler yaşamıştır. 

Bir Yunan Kolonisi olan  Bizantion’un surlarının sınırları Cağaloğlu’ndan geçerek, Sirkeci, Sarayburnu ve Sultanahmet’i içine alıyordu.  

MS Yedinci ve sekizinci yüzyıllarda Bizans devletinin yaşadığı sürekli savaş durumu beşinci yüzyıldan başlayarak bu geç antik dönem kentinin kademeli olarak antik yunan karakterini yitirmesine, gerilemesine yol açmıştır.

Değişen sosyo-ekonomik yapı ve ağır savaş koşulları Bizans kentinin küçük, surlu ve kırsal ağırlıklı bir Orta çağ yerleşimine dönüşmesine neden olmuştur. Bu dönemde, Bizantion şehri sadece Pers ve Yunan savaşlarının değil, aynı zamanda Peloponez savaşlarının da merkezi haline gelmiş ve birçok kuşatma ve çatışmaya sahne olmuştur.

Şehir, MÖ 359-340 yılları arasında Makedon Kralı II. Phillip’in kuşatmasına direnmiş, daha sonra MÖ 336-323 yılları arasında Büyük İskender tarafından fethedilmiştir.

Ancak, Makedon İmparatorluğu’nun gücünü kaybetmesiyle birlikte şehir tekrar bağımsızlığını kazanmıştır.

Bizans, bu zorlu dönemlerde stratejik konumunu korumakla birlikte, ticaret ve savunma açısından bazı dönemlerde sorunlar yaşamış, yağmalamalar, yangınlar, veba salgınları Bizans Kenti’ni sarsan koşullara dönüşmüştür. 

Bu dönemlerde olup biten tarihi olayları başlarda kahramanlık ve savaş gibi konuları aktaran Yunan Epik Şiirlerinden, Mythik Efsanelerden ögrenildi.

Daha sonraları, Felsefe konusundaki çalışmalar ve Perslerin Grek sınırlarına dayanması, Doğudaki bambaşka bir coğrafya ve sosyal yapı ile temas edilmesi   İonia’lı bilim adamlarının da ufkunu genişletti.  

Bu arada yazım etkinliğinde Logographos değimi şiirden farklı, nesir yazılar için kullanıldı. Mitolojik metinler, Gemi Jurnalleri, mahkeme kayıtları, tarihi olaylar, soyağaçları nesir şeklinde yazılmaya ve tarihi olaylar hakkında da kaynak oluşturmaya başladı. 

VI yy. da Miletos‘lu Kadmos,

Miletos‘ lu Hekataios,

siyasi, coğrafi ve mitolojik konulardaki düzyazıları ile tarihe ışık tuttular.

Herodotos ise bu lirik ve düz metinlerden eserlerden faydalandı ve Modern Çağdaş tarihçiliğin temellerini attı. 

https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/19547.pdf Emel Karayel Yüksek Lisans Tezi  

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul_tarihi

https://tr.wikipedia.org/wiki/Pers-Yunan_savaşlar/media/Dosya:Wien-Parlament-Herodot.

Meral Kalav Demir.

Faik Pasha Hotels Çukurcuma-Beyoğlu-İstanbul

28.Şubat.2025


Meral Kalav Demir's Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Meral Kalav Demir's Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Meral Kalav Demir's Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin