Bizans Antik Kenti MÖ 660 da Megaralı Kolonistler tarafından kurulduğunda Roma’da kim yönetimdeydi?Yönetim Şekli neydi?
Roma, efsanevi olarak MÖ 753’te Romulus tarafından kurulmuştu ve Roma Krallık-(monarşi) ile yönetilmekteydi (MÖ 753 – MÖ 509)
MÖ 660’lar, Roma tarihinin “erken krallık dönemi” içinde yer alır. Bu dönemde hangi kralın hüküm sürdüğü konusunda antik kaynaklarda belirsizlik vardır. Bu nedenle hem Tullus Hostilius’un son yılları hem de Numa Pompilius sonrası döneme ilişkin bilgiler “geçiş dönemi” olarak anılır.
Roma, küçük bir şehir-devletti;
Roma Cumhuriyeti MÖ 509’da,
Roma İmparatorluğu ise MÖ 27’de Augustus ile başladı.
MÖ 660 da kurulan Byzantion ise o tarihlerde bağımsız bir Yunan kolonisi olarak ticaret merkeziydi.
Roma Krallığı (Regnum Romanum) dönemi geleneksel olarak M.Ö. 753 yılında başladı ve M.Ö. 509’a kadar sürdü (yaklaşık 244 yıl).

Efsaneye göre, Roma şehrini Romulus kurdu. Romulus ve ikiz kardeşi Remus, dişi kurt tarafından emzirildikten sonra Alba Longa kraliyet soyundan gelerek Roma’yı Tiber Nehri kıyısında kurdular. Romulus ilk kral oldu ve şehre adını verdi. Bu tarih (M.Ö. 753), antik Romalı tarihçiler tarafından hesaplanmış geleneksel bir tarihtir.
Roma Cumhuriyeti (Res Publica Romana) Bu dönem geleneksel olarak MÖ 509 yılında başladı,MÖ 27 de bitti.
https://ozhanozturk.com/2021/05/15/roma-senatosu-senatus-romanus/#google_vignette

MÖ 667 cıvarında Sarayburnu’nda Bizans Antik Kenti Kurulurken Yunanistanda yönetim nasıldı?
O dönemde Yunanistan (Helen dünyası), Arkaik Dönem‘in (MÖ 800-480) başlarında yer alıyordu. Tek bir merkezi yönetim yoktu; Yunanistan bağımsız **şehir-devletleri (poleis)**nden oluşuyordu. Her polis kendi hükümetine sahipti:Çoğu aristokratik oligarşiydi → Zengin toprak sahibi soylular (aristoi) tarafından yönetiliyordu.
Megara özelinde, Byzantion’un kurulduğu sırada aristokratik oligarşi hâkimdi (zengin ailelerin egemenliği). Henüz tiranlık dönemi başlamamıştı.
Galata/Sykai–Pera’yı Şekillendiren
1-Augustus Octavius MÖ 27-14
İlk Roma İmparatoru

MÖ 63’te doğdu. Julius Caesar’ın yeğeni ve evlatlık oğluydu.
MÖ 31’de Actium Savaşı‘nda Antonius ve Kleopatra’yı yendi.
MÖ 27’de Senato ona “Augustus” (kutsal, yüce) unvanını verdi. Bu, Cumhuriyet’in fiilen sona erip İmparatorluk döneminin başlangıcı sayılır.
Unvan: Imperator Caesar Divi Filius Augustus.(Octavianus)Roma Cumhuriyeti’ni fiilen sona erdirip imparatorluk sistemini kurdu.Pax Romana (Roma Barışı) dönemini başlattı.41 yıl hüküm sürdü, Roma’ya barış (Pax Romana) getirdi, idari reformlar yaptı, orduyu yeniden yapılandırdı ve sanatı teşvik etti. Augustus:Kutsal
2-Vespasian (69-79)
Flavyen Hanedanı. Bizans’ta Latinleşme

Vespasian Döneminde Bizans Kent devleti’nde de
L a t i n etkisi arttı.
İmparator Vespasian, 69-79 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nun ilk Flavyen imparatoru olarak hüküm sürdü. Saltanatı, yeniden yapılandırma, ekonomik sorunları çözme ve askeri otoriteyi pekiştirme çabalarıyla bilinmektedir.
Bizans—Bizantium
Vespasian döneminde, Bizans’da (eski adıyla Byzantion) Latin etkisi arttı. Bu süreçte şehir, Latinleştirilerek Byzantium adını aldı. Bu değişim, Latin dilinin ve kültürünün yaygınlaştırılmasıyla yerel vatandaşlığın Roma yönetimiyle bütünleştirilmesini amaçlıyordu.
Bizans Şehrinin dönüşümü, Roma’nın etkisinin artığını simgelerken, Latin kültürü ile hukuki ve kültürel entegrasyonu da pekiştirmiştir.
Vespasian, Britanya’nın fethinde önemli topraklar (Hampshire ve Cornwall gibi) elde etti ve bu başarıları ona Roma’ya döndüğünde ödüller kazandırdı.
66 Yahudi Savaşı:
Doğuda büyük endişelere yol açan Yahudi Savaşı’nı yönetme görevini üstlendi.
Bu savaş sonucunda binlerce Yahudi hayatını kaybetti ve birçok şehir imha edildi.
70 yılında Roma’ya dönen Vespasian, savaş komutanlığını oğlu Titus’a devretti.
İç karışıklıkların ardından, düzeni yeniden sağlamak ve Gaul’daki isyanları bastırmak için yoğun çaba sarf etti. Bu durum, Ren boyunca Roma egemenliğini güçlendirdi ve barışı yeniden tesis etti.
Vespasian, soylular arasında lükse karşı bir duruş sergileyerek saygı gören sosyal reformlar gerçekleştirdi. Oğlu Titus ile birlikteki saltanatı, tarihsel bir baba-oğul yönetimi olarak öne çıkmaktadır.
78 yılında Britanya’ya giden Vespasian, bu eyaletteki Roma idaresini İskoçya’ya doğru genişletti.
79 yılı 23 Haziran’da ishal nedeniyle hayatını kaybetti.
Vespasian’ın döneminde yaşanan en bilinen olaylar
1-Yahudiler’e karşı savaş
2-Colosseum’un yapımına başlanması
3-Bizans’ta Latin etkisinin artması
4-Lex de imperio Vespasiani yasaları
İki bronz tablette yazılmıştı; bunlardan biri kayıptır. Bu yasalar, Vespasian’ın reformlarını içeren “yeniden yapılanma” adlı metin ile birlikte, imparatorluk rejimini Roma Anayasası’na entegre etmiştir.
Year: 69-70 AD

3-Titus Flavius Vespasianus (79-81)
Babası :İmparator Vespasian

Colosseum
Titus Flavius Vespasianus, babası Vespasian ile birlikte 66-73 yılları arasında Yahudi İsyanı’nı bastırmak üzere Kudüs çevresine gitti. Babası Roma’ya döndükten sonra Titus, burada kalarak isyanı kanlı bir şekilde bastırdı.
Bu mücadele sonucunda elde ettiği ganimetlerle Roma’ya döndü ve bu maddi kaynak, Colosseum’un inşasına başlanmasına vesile oldu.Titus, Colosseum inşaatını tamamladı ve Titus Hamamları’nı yaptırarak halkı için önemli sosyal projelere imza attı.
79 yılında Roma İmparatoru unvanını aldı. Saltanatı sırasında,
Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla Pompei’nin yok olmasına,
Roma’da meydana gelen büyük veba salgınına ve
Büyük Roma Yangını’na tanıklık etti.
Bu olaylar, ardı ardına gelen felaketler olarak Roma’nın tarihinde önemli bir yer işgal etti.
Halk arasında sevilen bir imparator olarak tanınan Titus, yaşanan felaketlerden etkilenenlere maddi yardımda bulunan cömertliği ile de bilinir.
Ölümünden sonra, Roma’da onun anısını yaşatmak amacıyla Arc of Titus (Titus Zafer Takı) inşa edildi. Bu yapı, zaferinin ve Roma İmparatorluğu’na katkılarının sembolü olarak öne çıkmaktadır.

Arc of Titus

Collaseum
4-Trajan 98-117
Trajan döneminde Roma İmparatorluğu toprakları bakımından en geniş sınırlara ulaştı.

(Marcus Ulpius Nerva Trajanus was Roman Emperor
Roma tarihinin en başarılı ve halk arasında en sevilen imparatorlarından biri olarak kabul edilir.
Roma İmparatorluğu’nun Yunanistan’daki hâkimiyeti M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında, M.Ö. 146’da Yunanistan’ın Roma’nın bir eyaleti olmasıyla beraber başlamıştır.(Bizans Antik Kenti’nin Roma Hakimiyetine girmesi.)Bizans, Trajan döneminde Roma İmparatorluğu’nun bir parçasıydı ve bir Roma kolonisi olarak işlev görüyordu.
Trajan, Roma İmparatorluğu’nun en geniş sınırlarına ulaştığı bir dönemi temsil ederken, Bizans, bu imparatorluğun önemli bir şehri olma yolunda ilerliyordu.
5-Hadrianus (MS 117 – 138)

Sınır genişletmek yerine mevcut imparatorluğu güçlendirme ve savunma politikası izledi.
Yol, liman ve altyapıyı güçlendirdi.Hadrianus döneminde Via Egnatia gibi büyük yolların kolları genişletildi.Anadolu içlerinden geçen yollar Byzantion’a daha sistemli bağlandı. Ticaret yollarının güvenliğini artırdı. yollar daha sonra Konstantinopolis’in başkent olmasını kolaylaştıran ana arterler haline geldi.
Galata, bu dönemde Byzantion’un tam karşısında tahıl ve kereste depolama alanı olarak kullanıldı.Haliç ağzındaki bu alan, Roma ordusunun ve ticaretin lojistik üssüydü.Galata’nın liman ve depo bölgesi olarak yükselmesi bu dönemde başladı.
Kültürel ve mimari yatırımlara önem verdi.Hadrianus imparatorluk genelinde mimari projeleri destekledi.Byzantion’da da Roma tarzı yapılaşma hızlandı. Tapınaklar ve kamu yapıları yapıldı veya yenilendi.
Bizantion Roma karakteri kazanmaya başladı.
Anadolu’daki altyapıyı geliştirdi.
Byzantion’un askeri konumunu güçlendirdi.Byzantion’u askeri üs olmaktan çıkarıp ticari ve idari merkez haline getiren imparatorlardan biridir.
Bu gelişmeler Konstantin’in şehri başkent yapmasına doğrudan zemin hazırladı.

Hadriaunus Kapısı
6-Marcus Aurelius; (161-180)
Pax Romana Barış ve istikrar dönemi
Stoacı bir filozoftu ve Beş İyi İmparator döneminin sonuncusudur.
Ayrıca, Marcus Aurelius’un dönemi, Yunan kültürü ve felsefesinin Roma’daki etkisinin zirveye ulaştığı bir dönemdir.

Marcus Aurelius, Roma İmparatorluğu’nu güçlü bir şekilde yöneten ve felsefi derinliği olan bir liderdi.
Döneminde Roma’nın yönetim anlayışı, askeri-stratejik yeteneklerin yanı sıra hukukun üstünlüğüne ve ahlaki değerlere dayanan bir yapıydı.
Bu unsurlar, ilerleyen yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu’nun temelini oluşturacak olan merkeziyetçi ve bürokratik yapının gelişiminde rol oynamıştır.
Marcus Aurelius, özellikle devlet yönetiminde ahlaki bir yaklaşım benimsemeyi teşvik etmiş ve yöneticilerin erdemli olmalarını savunmuştur.
Bu felsefi yaklaşım, daha sonra Bizans İmparatorluğu döneminde de etkili bir yönetim anlayışı haline gelmiştir.
Bizans, Roma İmparatorluğu’nun devamı niteliğinde olduğundan, Marcus Aurelius’un etkileri bu bağlamda sürmüştür.
Ayrıca, Marcus Aurelius’un dönemi, Yunan kültürü ve felsefesinin Roma’daki etkisinin zirveye ulaştığı bir dönemdir.
Bu kültürel miras, Bizans İmparatorluğu’nun gelişiminde de önemli bir rol oynamış ve Hristiyanlıkla birleşerek doğu ve batı arasındaki kültürel geçişkenliği sağlamıştır.
Marcus Aurelius’un dönemi, Roma İmparatorluğu’nun bir evresi olarak, daha sonra ortaya çıkacak Bizans İmparatorluğu’nun gelişiminde belirleyici bir rol oynamıştır.Onun felsefesi, yönetim anlayışı ve askeri stratejileri, Bizans’ın yönetiminde ve kültüründe izlerini bırakmıştır.
Marcus Aurelius, Roma İmparatorluğu’nun en önemli figürlerinden biri olarak, MS 161’de babası Antoninus Pius’un ölümünün ardından tahta geçti ve 180’deki ölümüyle de tarihin en tartışmalı isimleri arasında yer aldı.
İmparator Marcus Aurelius, aynı zamanda bir Stoacı filozof olarak tanınır; kişisel düşüncelerini içeren en bilinen eseri “Meditasyonlar”dır.
Dönemi, Pax Romana olarak bilinen barış ve istikrar dönemi için kritik bir zaman dilimini temsil eder.
Ancak Marcus Aurelius, saltanatı boyunca pek çok zorlukla karşılaştı. İmparatorluğun kapasitesini zorlayan birçok savaş yürütmek zorunda kaldı.
Bu savaşların yanı sıra, dönemde yaşanan büyük bir veba salgını, milyonlarca insanın ölümüne yol açarak imparatorluğun sosyal ve ekonomik yapısını sarsmıştır.
Dönemin güçlüklerine rağmen, Marcus Aurelius, müşterek imparator Lucius Verus‘u lejyonlara kumanda etmesi ve doğudaki Pers tehdidini önlemesi için göndermiştir. 166 yılında başlayan ve zorlu süreçler içeren bu savaş başarılı bir şekilde sona ermiştir.
Ayrıca, 160 yılı itibarıyla başlayıp 165 yılına kadar süren Germen ve diğer kuzey halklarının isyanları da önemli bir mücadele alanı olmuştur. Marcus Aurelius, bu isyanları bastırarak imparatorluğun istikrarını korumaya çalışmıştır.
Marcus Aurelius’un felsefesi ve yönetimi, hem çağdaşları hem de sonraki nesiller için derin bir etki bırakmış, Stoacılığın temel ilkeleri ve Roma İmparatorluğu’nun yönetim anlayışı üzerinde kalıcı izler bırakmıştır.
Parthlar ile savaşıp, özellikle German kabilelerine karşı seferler düzenlemiştir.
7-Commodus ; (180-192)

176-180 Marcus Aurelius ile birlikte Baba-Oğul Hükümdarlığı.
Marcus Aurelius’un yerini alan oğlu Commodus, 176-180 yılları arasında babasıyla birlikte yönetimi paylaştı ve savaşlara katıldı.
180-192 Tek başına Commodus’un hükümdarlığı (180-192), genellikle Roma İmparatorluğu tarihindeki barış ve refah döneminin sonu olarak kabul edilir.
Commodus’un yönetimi, kişisel kaprisleri, gladyatör oyunlarına düşkünlüğü ve otokratik eğilimleriyle öne çıkar.
Yolsuzluk,çalkantı dönemi:
Babasının stoik ve bilge yönetimine zıt olarak, Commodus’un döneminde yolsuzluk, ekonomik sorunlar ve siyasi çalkantılar artmıştır. Kendisini Herkül olarak tanrılaştırmaya çalışması ve senatoyu dışlaması, elitler arasında hoşnutsuzluk yaratmıştır.
Commodus’ın saltanatı, İmparatorluk içinde iç çekişmelerle sarsıldı ve tiranlık eğilimleri, cumhuriyet kurumlarına zarar vermeye başladı.
Siyasi karışıklıklar baş gösterdi ve bu durum, Roma’nın yönetiminde istikrarı bozdu.
Commodus, gladyatör dövüşlerine olan merakıyla tanınır ve kendisini Herkül ile özdeşleştiriyordu. 192 yılında bir suikast sonucu öldürüldü. Yönetimi, genellikle tiranlık ve aşırılıklarıyla anılmaktadır.
Commodus’un politik konulara ilgisizliği ve hedonizmi, onu manipülasyona açık hale getirmiştir.
Sıkıcı işleri başkalarına devretmesi, Roma için birçok felakete yol açtı.
Her zaman arenada gladyatör dövüşlerini kazanarak mücadelelere çıkan Commodus, bu dövüşleri kazanacağını garanti ederek, megaloman karakteriyle tanrısal bir kişilik yaratmaya çalıştı. Ancak bu adil olmayan dövüşler, kamuoyundaki itibarını olumsuz yönde etkiledi.
Saltanatı boyunca Roma İmparatorluğu, para biriminin değer kaybı, enflasyon ve artan vergi yükleri gibi finansal sorunlarla da karşı karşıya kaldı.
Commodus dönemi, Bizans’ın ticaret ağı içinde de etkili bir konumda olduğu bir dönemdi. Özellikle zengin tarım kaynaklarına sahip önemli bir liman kenti olarak dikkat çekiyordu. Bu durum, Bizans’ın gelişimine katkıda bulunmuş ve Roma İmparatorluğu’nun ticaretinde de önemli bir rol oynamıştır.
Ancak Commodus’un dönemi, Roma’nın siyasi istikrarının kaybolması ve tiranlık eğilimlerinin artmasıyla anılmış, Bizans’ın gelecekteki ayrışmasına zemin hazırlamak gibi dolaylı sonuçlar doğurmuştur.Bizans bu süreçte ticari ve kültürel bir merkez olmaya devam etti. Bu süreç, Roma’nın zayıflamasıyla birlikte Bizans’ın daha bağımsız bir varlık haline gelmesinin de önünü açmıştır.
Commodus’un yönetimi sırasında yaşanan zorluklar, ilerleyen dönemlerde Roma İmparatorluğu’nun çöküşüne katkıda bulunan faktörlerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Pertinax’ın 87 günlük Kısa Saltanatı:
193
Nerva-Antoninus Hanedanı

Commodus’un ölümünü takiben imparator olan Pertinax’ın saltanatı 87 gün sürdü .
Pertinax, Roma İmparatorluğu’nun iç karışıklıklarla dolu bir döneme girmesine neden olan birçok olayla karşı karşıya kaldı. Yönetimi, Nerva-Antoninus Hanedanı’nın sona ermesine ve daha sonra, “Beş İmparator dönemi “ olarak bilinen karmaşa dönemine zemin hazırladı.
Pertinax, iktidara geldiği dönemde, çeşitli reformları hayata geçirme çabasındaydı. Ancak bu reformlar, imparatorlukta köklü değişikliklere karşı olan güç odakları tarafından hoş karşılanmadı. Pertinax, askerlerin desteğini kazanma çabalarına rağmen, imparatorluğu yöneten elitlerin ve askeri güçlerin karmaşık dinamikleri ile baş edemedi.
Kısa sürede karşılaştığı zorluklar, onu imparatorluk içinde köklü bir değişimin eşiğine getirdi. 193 yılında, Pertinax, askeri bir darbe sonucu suikaste uğradı ve saltanatı sona erdi.
193 de Ölümü, Roma’daki siyasi istikrarsızlığın bir sembolü haline geldi ve bu durum, imparatorlukta daha fazla iç çatışma ve güç mücadelelerine yol açtı.
Pertinax’ın kısa süredeki yönetimi, Roma İmparatorluğu’nun Nerva-Antoninus Hanedanı’nın sona ermesinin ardından yaşadığı karmaşa dönemine girişini simgeler.
193-235.Severus Hanedanı
Severus Hanedanı, Roma İmparatorluğu’nda 193-235 yılları arasında hüküm süren bir hanedandır.
Bu dönem, Roma tarihinde “İmparatorlar Dönemi” olarak bilinen süreç içinde önemli bir yer tutar ve özellikle askeri ve siyasi karışıklıkların arttığı bir dönemi ifade eder.
Severus Hanedanı döneminde Roma İmparatorluğu’nda askeri güç ön plandadır, Roma’nın mali ve askeri gücünde önemli sarsıntılar yaşanmıştır.
Septimius Severus, hanedanın kurucusu olarak bilinir ve imparator olduğu dönemde, Roma’nın doğu sınırlarını güçlendirmek için bir dizi askeri sefer düzenlemiştir.
Oğlularından Caracalla ise, babasının izinden giderek askeri harcamaları artırmış ve Roma vatandaşlığı yasalarını birleştirici bir reformla genişletmiştir.
Geta ise, kardeşi Caracalla ile olan güç mücadeleleri nedeniyle tarihte karanlık bir figür olarak anılmaktadır.
8-Septimius Severus 193-211

Septimius Hanedanı Dönemi(M.S. 193-235)
Beş İmparator Yılı
193-211 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nda hükümdarlık yapmış olan bir imparator, başarılı bir general ve Severus Hanedanı’nın kurucusudur. Afrika kökenlidir.
193 yılında, Commodus’un ölümünün ardından imparatorlukta meydana gelen karmaşanın ortasında, Septimius Severus kendisini imparator olarak ilan etti.
Septimius Severus, M.S. 193’te Roma İmparatoru oldu.
Dönemi, kargaşa ve iç savaşlarla doluydu. İmparatorlar genellikle ordunun desteği ile iktidarda kalabildi.
Barbar akınları kentlerin yıkımına, yolların bozulmasına yol açtı. İçte yaşanan çatışmalar, dini, ekonomik ve mali çalkantılar imparatorluğu son derece ağır bunalımlara sürükledi.
Severus, iç savaşların ardından rakiplerini yenerek imparatorluğu ele geçirdi.
Askeri seferler düzenleyerek imparatorluk sınırlarını genişletti ve iç karışıklıkları sona erdirmek için çaba harcadı.
Septimius Severus, Roma İmparatorluğu’nun yeniden yapılanmasına ve askeri gücün artırılmasına katkıda bulunan önemli bir liderdir ve Roma’nın karışıklıklar içinde yeniden şekillendiği bir dönem olarak kaydedilmiştir.

Septimus Severus Kemeri
196 Bizans Kent Devleti’nin Septimus Severus kuşatılması ve Roma tarafından işgali ve Yağmalanması :
BİZANS , iktidarı rakiplerini yenerek ele geçiren Septimus Severus tarafından Roma Bağımsızlık Bildirgesi ile Roma İmparatorluğu’na dahil edildi.
Commodus’un 192’de suikastla öldürülmesiyle başa geçen Pertinax’ın sadece 87 gün süren hükümdarlığı, Praetorian Muhafızları tarafından öldürülmesiyle sona erdi.
Pertinax
Septimius Severus,
Pescennius Niger
Clodius Albinus
Didius Julianus
Septimius Severus iç savaşta diğerlerini yenerek tek imparator oldu ve Severan Hanedanı kuruldu.
Bu iç savaşta Bizans Şehir Devleti ,Septimus Severus a karşı Pescennius Niger’i destekledi.
Septimius Severus, Didius Julianus’u ve Pescennius Niger’i ortadan kaldırdıktan sonra, bir diğer rakip olan Clodius Albinus’u (Britanya valisi) da yenerek tam kontrolü sağladı.
Severus, Roma’da istikrarı yeniden kurdu ve Severan Hanedanı’nı başlattı.Yönetimi, ordunun gücüne dayalı otoriter bir rejim olarak hatırlanmaktadır.
Severus, Roma İmparatorluğu’nda iktidarını pekiştirmek için savaştı ve Pecennius Niger’in, özellikle doğu bölgelerinde güçlü bir destek bulması, Severus için bir tehdit oluşturdu. Bu nedenle, Severus’un rakiplerine ve destekçilerine karşı sert önlemler aldı.
192 de Comodus un ölümünden sonra tahta geçen Roma İmparatoru Pertinax’ın 87 günlük kısa iktidarından ve ölümünden sonra çıkan iç savaşta, Bizantion şehri Beş İmparator Adayından Pescennius Niger’i destekler; ancak mücadeleyi Septimius Severus kazanarak iktidarı ele geçirir.
Bizans SEPTİMUS SEVERUS’A karşı direnmeye devam etti, 193 yılından 196 yılına kadar 3 yıl süren kuşatma sonucunda Bizantion düştü ve düşmanın desteklenmiş olması nedeniyle cezalandırılmak amacıyla Bizans kenti Severus tarafından yerle bir edilir.
Bu yağmalama sadece maddi kayıp ile kalmayıp, büyük bir yıkıma yol açtı.Severus’un bu güç gösterisi, bazı bölgelerde itaatin sağlanmasına neden olurken, diğerlerinde direnişi arttırdı.
Bu süreçte Bizans, zamanla Roma imparatorluğu içindeki siyasi çekişmelerin merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Bizantion’un MÖ 4. yüzyıldan beri deniz ticaretinin kontrolü sayesinde yaşadığı ekonomik gelişme ve büyümesi, Romalıların hakimiyeti sonucunda zorunluluk haline gelen vergi yükü ile yavaşladı.Severus’un ardından gelen dönemlerde Byzantion, stratejik önemi nedeniyle dikkat çekmeye devam etti.
Byzantion, Roma İmparatorluğu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri haline geldi. Severus’un dönemi de dâhil olmak üzere, bu durum sürekli bir ekonomik canlılık sağladı.
İmparatorluk, doğudaki düşman güçlere karşı etkili bir savunma yapmak amacıyla Byzantion gibi stratejik bölgeleri kullanmayı tercih etti. Severus’un dönemi, Byzantion’un önemini artırırken, Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırlarını da güçlendirmiştir. Bu süreç, Bizans İmparatorluğu’nun kuruluşuna giden yolda önemli bir rol oynamıştır.
Bizantion’un Roma’nın kontrolü altına alınması, bölgede barış ve istikrar sağladı. Bu da ticaretin gelişmesine ve şehirdeki sosyal yapının güçlenmesine katkı sağladı. Severus, bu dönemde şehri güçlendirmek için çeşitli inşaat projeleri başlatarak Roma egemenliğini pekiştirmeye çalışmıştır.
Roma kültürü, Byzantion ve çevresinde etkili olmaya başladı.
Byzantion, stratejik konumu sayesinde doğu ve batı arasındaki ticaret yollarının kesişim noktasında yer aldı. Bu, kentin ekonomik ve kültürel bir merkez haline gelmesine katkı sağladı. Roma’nın kontrolü altında, şehirde barış ve istikrar sağlandı, bu durum ticareti ve sosyal yapıyı güçlendirdi.
Severus, Byzantion’u güçlendirmek amacıyla çeşitli inşaat projeleri gerçekleştirdi. Roma’nın egemenliği, Bizantion’un ekonomik büyümesine katkıda bulundu, ancak yüksek vergi yüküyle zorluklar da getirdi.
Septimus Severus’un iktidara gelmesiyle birlikte (193-211), Roma İmparatorluğu, sınırlarını güçlendirmek ve doğudaki tehditlere karşı hazırlıklı olmak için çeşitli askeri hamleler gerçekleştirmiştir.bu da Bizans’ın imparatorluk için askeri ve ekonomik açıdan vazgeçilmez bir nokta olmasını sağlamıştır.
Bizans’ın Roma İmparatorluğuna geçişi iki kıtanın da bağlanması anlamına geliyordu ve Bizans’ın bir stratejik nokta olarak önemi daha da artmış oldu.
Severus hanedanından sonrasında yaşanılan elli yıllık dönemde yirmi imparator hüküm sürdü.
Ortalama hükümdarlık süresinin üç yıl olduğu bu dönemde Roma İmparatorluğu büyük krizlerle sarsıldı. Barbar kavimlerin saldırılarıyla, Tuna eyaleti gibi bölgeler birer birer kaybedildi. Bu sırada doğudan Sasaniler saldırıyordu.
9-Caracalla 186-217
(Aurelius Antonius)
Caracalla ,Lucius Septimius Bassianus adıyla doğdu, Stoacı Filozof İmparator Marcus Arelius’a ithafen Aurelius Antonius adını aldı.

Caracalla,Babası Septimus Severus u Bizans’ın kayıplarını gidermek konusunda ikna etti, kent yeniden imar edildi ve Caracalla’ya minnettarlıkları gereği kente Augusto Antonina adı verildi.
Askerliğe önem veren sert bir diktatördü. Bu olaylar, Bizans’ın Roma İmparatorluğu içindeki stratejik önemini pekiştirmiş ve şehrin ilerleyen yüzyıllarda Doğu Roma’nın merkezi haline gelmesinin zeminini hazırlamıştır.
10- Diocletianus 284-305
Teokratik Monarşi yi kurdu.
Hıristiyanlara karşı aldığı sert önlemler ile tanınır.Bir Pagan dı .
Tetrarşi Sistemini getirdi.
TETRARŞİ SİSTEMİ HAKKINDA :
Diocletianus 287 yılında imparator olduktan kısa bir süre sonra yakın dostu ve komutan arkadaşı Maximianus (Maximian)’u ortak imparator (Augustus) olarak atadı.Maximianus’un kan bağı olmaması, bunun yerine liyakatine dayanarak bu göreve seçilmesi Roma İmparatorluğu tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durumdu.Her iki yönetici de karar alma sürecinde eşit söz hakkına sahipti, ancak her biri eşit güce de sahipti. İKİ TETRARK-İKİ SEZAR
Diocletianus Doğu İmparatorluğu’nun, Maximianus ise Batı İmparatorluğu’nun başına geçti.Yine de bu iki TETRARK sürekli olarak gaspçılar tarafından tehdit ediliyordu. Bu güvensiz durum nedeniyle Diocletianus, kimi zaman “dörtlü yönetim” olarak da bilinen Tetrarşi’yi kurdu. Diocletianus, yine liyakate dayalı olarak iki küçük imparator (Caesares) daha seçerek başka bir taht gaspını önlemek istedi. Bu şekilde, bir Tetrark’ın kaybı halinde bile İmparatorluk bir bütün olarak kalabilecek ve istikrar korunacaktı.
DİOCLETİANUS’UN İKİ TETRARK IN AYRI AYRI GÖREV BÖLGELERİNİ BELİRLERKEN SAPTADIĞI bölünme kalıcı olmadıysa da 395’ten sonra gerçekleşecek daimi bölünmeye emsal teşkil etmiştir:
Diocletianus “dörtlü yönetim” adı verilen bu sistemi kurdu.Buna göre Doğu’da bir kıdemli imparator, Batı’da bir kıdemli imparator başa geçecek, bunların yanında da birer ast imparator olacaktı.Diocletianus başa geçtikten sonraki ilk dokuz yılın ardından imparatorluğun tek bir imparator tarafından yönetilemeyecek kadar büyük olduğu sonucuna varmıştı.Getirdiği radikal çözüm haritanın tam ortasından, Roma’nın biraz doğusunda yukarıdan aşağıya düz bir çizgi çekip doğu ve batı olmak üzere imparatorluğu ikiye bölmekti.
https://evrenatlasi.com.tr/kultur/tetrarsi/

Askeriye,Ekonomi ve Maliye KONULARINDA hukuksal reformlar yaptı.
Diokletianus zamanında Roma İmparatorluğu Tetrarşi Sistemi ile İkiye ayrıldı,doğu güçlenirken batı gerilemeye devam etti.
Tahtından gönüllü olarak ayrılan ilk Roma imparatoruydu.
Emekliliğindeki sarayı Hırvatistan’da Split’tedir.

Babası bir köleydi ,Diclotian ise Askerlikte yükselerek İmparatorluğa doğru ilerledi. Roma İmparatorluğu’nun geç antik dönemdeki en önemli figürlerinden biridir. Yönetimi, birçok reforma ve sonraki Bizans İmparatorluğu üzerinde derin etkilere yol açmıştır.
HIRISTIYANLARA KARŞI SERT ÖNLEMLER:
299-300 yıllarında verilen bir kurbanın uygun kehaneti getirmemesinin sorumlusu olarak Hristiyanların varlığı gösterildi. Tanrılara Kurban Törenleri önemli bir Pagan inancıydı.Diokletian tüm Hristiyan devlet memurlarının ve askerlerinin kurban törenlerinde yer almalarını aksi takdirde konumlarını kaybedeceklerini söyledi.Hırıstiyanlar işkence gördü ve hapse atıldı.4 Şubat 303’te Diocletianus’un Hristiyanlara karşı ilk fermanı yayımlandı.Buna göre imparatorluk içindeki Hristiyan kitapları ve ibadet yerleri yok edilecekti. Ayrıca Hristiyanların ibadet için bir araya gelmeleri de yasaklanıyordu. Diocletianus’un Nicomedia‘daki sarayındaki yangınlar ve Anadolu’daki ayaklanmalardan sonra imparator Hristiyanlara yönelik daha sert yaptırımlara başvurdu ve tüm piskopos ve rahiplerin tutuklanmasını emretti.Bunlar Hristiyanlıktan vazgeçmenin bir işareti olarak görülen kurban vermeyi kabul ettikleri takdirde serbest bırakılıyorlardı. Bu zulüm dalgası en sert biçimde imparatorluğun doğu eyaletlerinde uygulanıyordu ve 313 yılına kadar sürdü[Bir tahmine göre bu dönemde 3.000-3.500 kadar Hristiyan öldürülmüştü. Diğer birçokları da işkence görmüş ve hapse atılmışlardı.
DIOKLETIANUS : 284-305 ve İMPARATOR’UN YARI İLAHİ TEOKRATİK- OTOKRATİK YAPI
Askeri Güç
Teokratik Güç
Otokratik Güç
Diocletianus makamın daha itibar sahibi ve daha dengeli hale gelmesi için askerî güçten daha fazlasına dayanması gerektiğini fark etmişti. Bu yüzden imparatorluk meşruiyeti için dine dayalı bir temel oluşturmaya çalıştı.Buna göre kendisi yarı ilahi bir hükümdar ve yüksek konumda bir rahip olacaktı. Diocletianus kendine Dominus et deus (“Efendi ve Tanrı” yani Dominate) şeklinde yeni bir unvan seçti. Halk içinde gözükmezdi ve şayet huzuruna çıkılacaksa ziyaretçi yere uzanmak ve kesinlikle imparatora bakmamak zorundaydı. Ancak belki cüppesinin eteğini öpebilirdi. Bu şekilde Diokletian mesafeli, gizemli, teokratik ve otokratik bir makam yaratmıştı.
T E T R A R Ş İ: 2 AUGUSTUS-2 SEZAR.
Augustus:
Roma imparatorlarına verilen çok sayıda unvan içinde en önemlisi Augustus‘du. Bu yüzden iki kıdemli imparator Augustus unvanını alacak, diğer iki ast imparator ise Sezar unvanını alacaktı.
Sezar:
Diokletian’ın tasarladığına göre kıdemli imparatorlardan biri emekli olduğunda ya da öldüğünde Sezar onun yerini alacak ve yeni bir ast imparator seçecekti.Diokletianus, imparatorluğu doğu ve batı olarak ikiye bölen Tetrarşi sistemini imparatorluğunun ilk yıllarında yaşadığı güçlükler nedeniyle kurdu. III. yüzyılın sonuna gelindiğinde,son derece geniş bir alana yayılan Roma İmparatorluğu’nu yönetmek giderek zorlaşmıştı. Bu nedenle,Sahip olduğu tek adamlık gücünden vazgeçti. Augustus’tan beri mutlak monarşi ile yönetilen imparatorluğu ikili yönetim sistemine geçirdi. Tahtını maksimanus ile paylaşmak için ona sezar ünvanını verdi.
Bu sistemde her biri bir AUGUSTUS ve bir SEZAR tarafından yönetilen iki ayrı imparatorluk ortaya çıktı.Döneminde Roma İmparatorluğu dört ana orduya ve dört ayrı imparatorluğa bölündü. Dioklitianos, idari bölünmelerle imparatorluğun yönetimini düzenledi. İmpartorluk, 20 sene boyunca şiddet açısından iç huzura erişti ve biraz daha stabil hale geldi. Bu reformlar, Bizans yönetim yapısının temelini oluşturdu
Tetrarşi Sistemi 20 yıl uygulandıktan sonra ,Roma siyasetinin rekabetçi-fırsatçı yapısı Tetrarşi’nin çözülmesine ve monarşinin yeniden kurulmasına neden oldu.
305 yılında Diocletianus emekli oldu ve Maximian da aynı şekilde davranmaya ikna edildi. İki Sezar önceden tasarlandığı gibi kıdemli imparatorlar oldular. Ama iş yeni Sezarları seçmeye geldiğinde ordu ve senato araya girdi ve kendi adaylarını öne sürdüler.
Doğu Roma İmparatorluğu’nun 1000 yıl yaşamasında Diocletianus’un reformlarının büyük etkisi olmuştur.
Reformlar-Vergi sisteminde yenilikler-Doğu Batı fiili ayrışması
Hükümdarlığı ve başarıları büyük ölçüde Konstantin’in gölgesinde kalmışsa da Reformları ve Tetrarşi Sistemi Roma tarihinde dönüm noktası olmuşlardır.
Sınırların aşırı genişlemesi ile pek çok farklı etnik kökenden gelen halkların bir arada yaşamasının zorluğu sonuçta sınır güvenliği ve ülke bütünlüğünü de tehlikeye attı.Diokletianus, ekonomik istikrar sağlamak amacıyla fiyat kontrolü ve vergi sistemi üzerinde önemli reformlar yaptı. Özellikle gıda ve temel ihtiyaç maddeleri üzerinde fiyat dondurma uygulandı.
Diokletianus dönemi, Byzantion’un öneminin arttığı bir süreçti. Doğu İmparatorluğu zamanla daha bağımsız bir yapıya büründü ve Bizans İmparatorluğu’nun temeli atılmış oldu. Diocletianus’un reformları (Tetrarşi sistemi, idari bölünme, bürokratik ve askeri yeniden yapılandırma), Roma İmparatorluğu’nun krizden çıkmasını sağlayarak Doğu Roma’nın (Bizans) kurumsal temellerini attı ve onun bin yıldan fazla süre hayatta kalmasına zemin hazırladı.
Bu dönemdeki gelişmeler, doğu ve batı arasında güç dengelerinin değişmesine neden oldu. Roma İmparatorluğu yönetiminde askeri gücün artması, Bizans döneminde de devam etti.
YUNAN KÜLTÜRÜ ÖN PLANA ÇIKTI:
Dioklitianos döneminde, Yunan kültürü ve dili daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Bu, Bizans İmparatorluğu’nda Latince yerine Yunan kültürünün egemen olmasını sağladı. (Marcus Arelius döneminde ise Yunan Kültürü öne çıkmıştı)
305 yılında Diocletianus emekli oldu ve Maximian da aynı şekilde davranmaya ikna edildi. İki Sezar önceden tasarlandığı gibi kıdemli imparatorlar oldular. Ama iş yeni Sezarları seçmeye geldiğinde ordu ve senato araya girdi ve kendi adaylarını öne sürdüler.
Hükümdarlığı ve başarıları büyük ölçüde Konstantin’in gölgesinde kalmışsa da reformları Roma tarihinde dönüm noktası olmuşlardır.
11- I.Konstantin
306-337
MS 306: Batı Roma Sezarı. Konstantin, Britanya’da babası Constantius Chlorus’un ölümü üzerine Batı Roma Sezarı oldu.
306 yılında Konstantin batıda bir iç savaş başlattı ve 312’de bu savaşı kazandı.
324 yılı itibarıyla Licinius‘dan imparatorluğun doğu bölümünü de aldı ve 337 yılında ölümüne kadar tüm imparatorluğu kendi yönetti.
MS 312: Maxentius’u yenerek Batı Roma’nın kontrolünü ele geçirdi (Milvian Köprüsü Savaşı).
MS 324: Doğu Roma İmparatoru Licinius’u yenerek Roma İmparatorluğu’nun tek hükümdarı oldu.
MS 330: Başkenti Byzantion’a taşıdı → Konstantinopolis.

Milano Fermanı 313
Hristiyanlığın Serbest Bırakılması
Konstantinus Batı Roma İmparatoru Licinius ile 313 başında Milano’da bir araya gelerek Hristiyanlara dini özgürlük tanıyan bir ferman üzerinde anlaştı. Konstantin, Hristiyanların ibadet hakkını güvence altına aldı, kilise mülklerine el konmasını yasakladı ve diğer dinlere de hoşgörü gösterdi (ancak Hristiyanlık öncelikliydi). Bu, önceki Nero ve Diocletianus dönemlerindeki Hristiyan zulümlerini sona erdirdi.Büyük Konstantin,313 yılında Milano Fermanı’nı ilan ederek Hristiyanlık için tolerans sağladı ve Hristiyanlığı destekledi.
Dogu Roma İmparatoru Konstantin ve Batı Roma İmparatoru Licinius Milano Fermanı ile Hıristiyanlığı bir din olarak tanıdılar, serbestçe ibadet ve kilise açma hakkı tanıdılar.
İznik (Nikaea) Konsülü 325
Büyük Konstantin, MS 324 – 337 yılları arasında hüküm süren ve hırıstiyanlığı kabul eden ilk Roma İmparatorudur.Konstantin 325 yılında toplanan ve dinin teorik konularının tartışıldığı İznik Konsiline öncülük etti. İznik Konsili, Hıristiyan dünyasında birliği sağlamayı hedeflese de yeni ayrılıklara yol açmıştır. Konsilde yapılan “İsa, Baba Tanrı ile aynı özden gelmiştir (homoousios)” tanımlaması, Arius’un fikirlerinin reddedildiği anlamına gelmektedir. Bu tartışmalar, Hristiyan toplumu içinde derin bölünmelere yol açmış ve bazen, siyasi istikrarsızlık ile birleşmiştir.

Hırıstiyanlığı ilk kabul eden İmparator Konstantin in dini inancı Paganizm mi Hırıstiyanlık mıydı? Kimilerine göre onun sözde Hıristiyan oluşu bir propaganda icadı ve hesaplanmış bir siyasi hamledir. Roma imparatorlarının kendi ikonografilerinde kendileriyle özdeşleştirecekleri favori bir tanrı seçmeleri oldukça sık rastlanan bir durumdu ve Sol Invictus, yani yenilmez güneş, Büyük Konstantin’in imparator olduğu dönemde yaygın olarak tapınılan bir güneş tanrısıydı. Büyük Kostantin, Roma İmparatorluğu’nun ilk Hristiyan imparatoru olarak bilinir, ancak yaşamının ilk dönemlerinde pagan bir inanca sahipti. Genç yaşta Roma’nın geleneksel pagan inançlarını benimsedi, ancak ilerleyen yıllarda Hristiyanlığa yöneldi. Bazı tarihçiler, Hristiyanlık inancını benimsemesinin siyasi ve sosyal nedenlerle ilişkili olduğunu öne sürer, çünkü Hristiyanlık, o dönemde Roma İmparatorluğu’ndaki artan bir güç haline gelmişti. Sonuç olarak, Kostantin’in dini yönelimi karmaşık bir süreçtir; hem pagan kökleri hem de Hristiyanlığın benimsenmesi bir arada bulunmaktadır. Büyük Konstantin’in hayatının ilerleyen dönemlerinde din değiştirdiğini düşünenler de vardır. O dönemin koşullarında çok yönlü bir dini görüş pek çok insana hitap ediyordu ve güneş sembolizminin kullanılması güvenli bir seçenek olacaktı. Yarı tek tanrılı dinler giderek yaygınlaşmaktaydı.
Büyük Konstantin’in 306-337 yılları arasında süren iktidarı, güçlü bir kilise’nin oluşumuna zemin hazırladı.
O dönemde Kilise, Roma (Batı) ve Konstantinopolis/Alexandria/Antakya (Doğu) merkezliydi, ama ayrılık yoktu. Büyük Konstantin’in iktidarı, birleşik Hristiyan Kilisesi’nin güçlü bir imparatorluk kilisesi haline gelmesine zemin hazırladı; bu Kilise daha sonra (1054’te) Katolik ve Ortodoks olarak ayrıldı.
Konstantin, hem Katolik hem Ortodoks geleneklerce “Aziz” ve “Apostollere Eşit” olarak saygı görür.
Resmi ayrılık ise , Büyük Bölünme (Great Schism) ile 1054’te gerçekleşti.1054’te karşılıklı aforozlar (Papa elçileri ile Konstantinopolis Patriği) ile Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) Kiliseleri ayrıldı.Bu, yüzyıllık bir sürecin sonucuydu; tam kopuş 1204’teki IV. Haçlı Seferi’nde Konstantinopolis’in yağmalanmasıyla pekişti.

Le Brun’un tamamlanmamış bir tablosundan esinlenilerek yapılan Milvian Köprüsü’ndeki Savaş’ın merkeze konması, Raphael’in 16. yüzyılın başlarında Vatikan için tasarladığı ünlü versiyonu aştığını kanıtlama amacını taşıyordu.
Milvius Köprüsü Savaşı :
Constantinus, ordusuyla birlikte Tiber Nehri’ne doğru ilerlerken askerlerine kalkanlarındaki Roma arması yerine ( ) Hıristiyanlık labarumunu askerlerin kalkanlarında taşımalarını emrederek ilk defa Hıristiyanlığa bakışı hakkında bir gövde gösterisinde bulunmuştur. Büyük Constantinus, Hıristiyan Tanrının inayetiyle büyük bir zafere ulaşmışsa da dönemin kaynakları imparatoru dinine bağlı bir Hıristiyan olarak sunmaktan uzaktır.
Constantinus’un babası, Roma’nın geleneksel tanrılarından biri olan Güneş Tanrısı’na (Sol Invictus) bağlıydı. Öte yandan annesi Helena’nın koyu bir Hıristiyan olması imparatorun dinî eğilimleri üzerinde tesir etmiş olmalıdır. Bu dönemde tribinus olan ve babası tarafından Nicomedia’ya gönderilen Constantinus, Hıristiyanların tüm baskı ve zulme karşı inançlarına ve birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenerek, dirayetli bir tutum sergilediklerine yakından tanıklık etmişti.
Konstantin:Roma İmparatorluğu’nda Hristiyanlık dinini yasallaştırdı.
Constantinus’un, Hristiyanların Doğu’da artan nüfuslarıyla birlikte toplumsal ve siyasi bir güce dönüştüklerini kavrayabilecek bir öngörü yeteneğine sahip olduğunu ileri sürmek mümkündür. Nitekim yaklaşık 20 yıl süren ve zaferle sonuçlanacak olan tek imparator olma mücadelesinin en kritik noktalarında Hıristiyan varlığının desteğini elde etmeye dönük adımlar attı.
Maxentius’un ölümünün ardından Konstantin ve Doğu’daki ortak imparatoru Licinius imparatorluk yönetimini devraldı. Başlangıçta, her biri İmparatorluğun kendi bölümlerini yönetirken huzursuz bir ortaklık sürdürdüler. İki imparator 313 yılında Milano’da yaptıkları bir toplantı sırasında Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun yerleşik dini olarak resmen kabul ettiler.
Licinius’un Sürgün edilmesi ve Kalkedon’da ölümü:
Ancak çok geçmeden yeni bir iç savaş patlak verdi. Licinius’un Hıristiyanlara yönelik zulmü, iki imparatoru 324’te Chrysopolis’te yeniden karşı karşıya getirdi. Stratejik hataları ve talihsizlikleri nedeniyle Licinius, Chalcedon’a kaçmak zorunda kaldı. Ancak burada yalnızca altı ay süren bir sürgün yaşamıştır. Licinius 324 yılında öldürüldüğünde, Büyük Konstantin Roma İmparatorluğu’nun tek hükümdarı oldu ve Tetrarşi çöktü.
İznik İtikadı’na bağlı Hıristiyanların saray nezdindeki saygınlığı, Constantinus döneminin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Konstantinopolis’in 13 Mayıs 330 da Roma İmparatorluğu’nun başkenti olması. Byzantion-Nova Roma , 330’da ihtişamlı bir şekilde açıldı.
330’da Roma hâlâ bütünleşik bir imparatorluktuBatı ve Doğu Roma ayrımı resmen 395 yılında Theodosius I’in ölümünden sonra ortaya çıktı.
330 yılında böyle bir ayrım yoktu; tek bir imparatorluk ve tek bir imparator vardı: I. Konstantin.Konstantinopolis’in Başkent olarak ilanı:“Doğu kısmının değil, bütün Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti” demektir. Constantinus’un döneminde ; 324–330 yılları arasında Byzantion, Roma kenti model alınarak kapsamlı ve yoğun bir imar faaliyetiyle baştan inşa edildi.
Başkent ,Roma’dan Konstantinopolis’e taşındı. Bu karar İmparatorluğun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasına da ortam hazırladı.
Böylece Doğu-Batı ayrışmasından 65 yıl ÖNCE İstanbul’un başkentlik tarihi başlamış oldu.

I Konstantin Bizantion’da Roma’dan etkilenmiş bir emperyal yerleşim kurdurdu. Daha sonra adını Nova Roma koydu ve Roma İmparatorluğu’nun başkenti yaptı. Şehir İmparator Konstantin’in ölümünden sonra Konstantinopolis olarak anıldı. Asya ile Avrupa’nın kesiştiği, Karadeniz ile Ege Denizi’nin birbirine bağlandığı noktadaki bu kenti, Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olarak ticari, kültürel, sosyal, diplomatik bir merkez haline getirmek için günümüzde de bazı yapıların hala varlığını sürdürdüğü büyük bir imar çalışması yaptırdı. Constantinus, Antiochea Konsili’nin Ancyra yerine İznik’te toplanmasına karar verdi. Bu karar, konsilin sonunda yayımlanacak itikat metninin Doğulu Hıristiyanların etkisi altına girmesine yol açtı. Konsilin 325 yılında Constantinus’un imparatorluk tacını giydiği yılın 20. yıl dönümünde toplandı.IV. yüzyılın ilk yarısında I. Constantinus, Hıristiyanlığın özgür bir din olarak tanımladıktan sonra Hıristiyan Romalılarla kurulan ilişki, imparatorluğun ideolojisi üzerinde önemli etkiler doğurmaya başladı. Hıristiyanlığın yayılması, özellikle misyoner faaliyetleri ve yerel toplulukların Hristiyanlıkla tanışmasıyla gerçekleşti. Bunun yanı sıra, Hıristiyan topluluklarının sunduğu sosyal yardımlar, toplumda Hıristiyanlığın benimsenmesine katkı sağladı.
İZNİK İTİKADI
Ariusçuluk, İsa’nın Tanrı’ya eşit olmadığını, yaratılmış bir varlık olduğunu savunuyordu.
İznik İtikadı, 325 İznik Konsili’nde kabul edildi ve İsa’nın Tanrı’yla “aynı özden” (homoousios) olduğunu ilan etti.
Bu iki görüş arasında ciddi bir mücadele vardı ve bu inanç ayrılığı 337 den sonra Kostantinus un oğulları arasında da devam etti, 337 yılı dinsel birliğin çözüldüğü, Ariusçuluğun yükseldiği, kilise–imparatorluk ilişkilerinde Doğu-Batı ayrımının keskinleşmeye başladığı bir eşiktir.
I Konstantin,Hristiyanların Doğu’daki artan nüfuslarıyla toplumsal ve siyasi bir güç kazandığını öngörebilmiş bir liderdi. Bu bağlamda, yaklaşık 20 yıl süren tek imparator olma mücadelesi boyunca , Hıristiyan varlığının desteğini kazanmaya yönelik adımlar attı. Bu adımlar arasında Hıristiyanlar için yayınlanan Tolerans Fermanı’nın yeniden yayımlanması önemli bir aşama oluşturdu.
313 Tolerans Fermanı (Milano Fermanı):
313 yılında Licinius ile birlikte yayımladı.
Hristiyanlara ibadet özgürlüğü tanıdı.
Konstantin ilerleyen yıllarda bu fermanı yeniden vurguladı ve uygulamasını güçlendirdi.Roma İmparatorluğu’nda Hristiyanlık dinini yasallaştırdı. Hıristiyanlar için yayınlanan Tolerans Fermanı’nın genişletilerek yeniden yayımlanması, önemli bir aşamayı teşkil eder.
313 yılına gelindiğinde, Hıristiyanlara karşı uygulanan baskı politikaları hoşgörü ile değiştirilmiştir. Constantinus ,doğudaki en büyük tehdit olarak gördüğü Sasaniler’e saldırmayı planlarken beklenmedik bir rahatsızlık sonucu 337 tarihinde Nikomedeia’da (bugünkü İzmit) öldü.
Ölmeden kısa süre önce Hristiyanlığı resmen kabul ederek vaftiz edildi.
Constantinus’un ardından 337
Taht kavgaları ve kargaşa theodosius un tahta çıkışına kadar devam etti.
Oğulları ve diğer akrabaları arasındaki iktidar mücadeleleri, generallerin başlattığı isyanlar ve kuzeyden-doğudan gelen saldırılar, imparatorluğu istikrarsız bir döneme sürüklemiştir.
337 den sonra İkitidar Konstantin’in oğulları arasında bölündü.
Constantinus’un üç oğlu
II. Constantin
II. Constantius Ariusçuluğu destekledi.
Constans I İznik İtikadı’nı destekledi.
I.Constantinus’tan sonraki dönem, Roma İmparatorluğu’nun toplumsal ve siyasi karışıklıklar yaşadığı bir süreç oldu .
Sınır problemleri, Kilisenin kurumsallaşma çabaları ve Hıristiyanlığın toplum tarafından kabullenilmesi, Doğu ve Batı üzerinde tam hâkimiyet kuracak olan imparator Theodosius’un taç giymesine kadar devam etti.
Konstantin in ölümünden sonra Roma İmparatorluğu’nun Doğu-Batı olarak ayrışması hızlandı. Batı Roma İmparatorluğu 476 da çöktü.
İmparatorluk erki üzerinde hak iddia edip Roma arazisinin bir bölümü üzerinde egemenlik kuran generaller arasındaki kanlı çatışmalar yaşanmaya başladı.
Theodosius’un çağına gelene kadar iç savaşlar devam etti. Paganlar, Barbarlar ve Hıristiyanlar arasında süre gelen çekişme Roma İmparatorluğunu sarsan etkenlerdi.

Konstantin’in Oğulları ve diğer akrabaları arasındaki iktidar mücadeleleri, generallerin başlattığı isyanlar ve kuzeyden-doğudan gelen saldırılar, imparatorluğu istikrarsız bir döneme sürükledi.
Şehir İmparator Konstantin’in ölümünden sonra Konstantinopolis olarak anıldı.
Asya ile Avrupa’nın kesiştiği, Karadeniz ile Ege Denizi’nin birbirine bağlandığı noktadaki bu kenti, Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olarak ticari, kültürel, sosyal, diplomatik bir merkez haline getirmek için günümüzde de varlığını sürdürdüren yapılar inşa edilerek büyük bir imar çalışması gerçekleştirildi.
12-Julianus 361-363

Julianus: Son Pagan Roma İmparator
Konstantinus soyundan gelen son İmparatordur.Konstantinus un ölümünden sonra tahta çıkmış Pagan İmparator.
Julianus, 361-363 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nu yöneten Konstantin Hanedanı’na mensup son pagan imparatorudur.
Eğitimini klasik pagan öğretilerinin güçlü bir şekilde var olduğu Pergamon’da almıştır.354 yılında, üvey kardeşi Gallus’un ölümünün ardından Atina’ya gönderildi ve burada, ayrıca Efes’te aldığı eğitimle Grek kültürüne yakınlık kazandı. 360 yılında Batı’da imparatorluğunu ilan eden Julianus, Constantius’a savaş açtı. Paganizmi benimsediğini Basel yakınlarındaki tanrıça Ma’nın adak töreninde açıkça duyurdu.Constantius’un ölümünün ardından yayımlanan pagan karşıtı yasaları yürürlükten kaldırarak, pagan inancını yeniden canlandırmayı amaçladı. Julianus’un politikalarının şekillenmesinde, klasik Helen kültürüne olan yakınlığı kadar, Constantinus ve ailesine karşı geliştirdiği husumet de etkili oldu.
Constantinus’un ölümünden sonra, onun oğullarını destekleyen ordu, siyasi iktidar üzerinde hak iddia eden diğer varisleri öldürdü. Bu dönemde, Julianus’un üvey kardeşi Gallus hariç tüm ailesi katledildi.
Hristiyan bir ailede dünyaya gelen Julianus, Pagan inancını benimsediği için Roma tarihinde “dönek” olarak anılmaktadır.
Julianus, Sasaniler üzerine yaptığı sefer sırasında aldığı bir yara nedeniyle 363 yılında yaşamını yitirdi.
Julianus’un ölümünden kısa süre sonra, Valentinianus ve haleflerinin hüküm sürdüğü yeni bir dönem başladı.
Valens (364–378)

Altyapı/Şehirleşme : su sistemiyle büyüme eşiği.Valens dönemi, Konstantinopolis için “altyapı ile mümkün kılınan büyüme” dönemidir.
Valens’in hükümdarlığı (364–378), Konstantinopolis’in (bugünkü İstanbul) Geç Antik Dönem’de en kritik altyapı hamlelerinden birini yaşadığı bir evredir. Bu dönemde şehir, I. Konstantin’in 330’da kurduğu yeni başkent kimliğini pekiştirerek hızlı bir nüfus artışı ve mekânsal genişleme sürecindeydi. Ancak su sorunu, şehrin büyüme sınırını en ciddi şekilde zorluyordu. Valens’in en kalıcı mirası, Valens (Bozdoğan) Su Kemeri’dir. Bu yatırım, Hadrianus dönemi eski su sisteminin yetersiz kaldığı, daha yüksek rakımlı yeni mahallelerin (özellikle kuzey ve batı yönündeki genişleme alanlarının) su ihtiyacını karşılamayı sağlamıştır. Sonuç olarak Konstantinopolis, “susuzluktan yok olma tehlikesi”nden (Themistius’un betimlediği gibi) kurtularak kalabalık bir metropol haline gelme kapasitesini kazanmıştır. Nüfus tahminleri bu dönemde 300.000–500.000 civarına ulaşmış, hamamlar, sarnıçlar ve kamu çeşmeleri (nymphaeum’lar) yaygınlaşmıştır.
Aslında Constantius II döneminde (yaklaşık 345’ten itibaren) başlatılan uzun mesafeli Trakya’dan su getirme hattının (toplamda 250+ km’lik kanal ve köprü sistemi) şehir içi tamamlayıcısı olan bu kemer, 368–373 yılları arasında tamamlanmıştır.
971 metre uzunluğunda, 87 kemeriyle (günümüzde hâlâ ayakta olan kısmı) 3. ve 4. tepeler arasındaki vadiyi aşarak suyu şehrin daha yüksek kesimlerine (Forum Konstantin’den Beyazıt civarına kadar) ulaştırmıştır.
Savunma ve kriz dönemi: 4. yüzyılın askeri baskıları ve 378’deki büyük yenilgi (Adrianopolis) sonrası, başkentin güvenlik algısı ve savunma öncelikleri sertleşti.Valens dönemi aynı zamanda 4. yüzyılın artan askeri baskılarının hissedildiği bir dönemdir. Gotlar, Persler ve iç isyanlar (Procopius ayaklanması 365–366’da Konstantinopolis’i bile kısa süre tehdit etmiştir) şehri zorlamıştır. Ancak şehrin surları hâlâ Constantinus dönemi surlarıdır; Theodosius surları henüz inşa edilmemiştir.
Valens’in kendisi doğu sınırında (özellikle Gotlarla) yoğun şekilde meşgulken, 378’de Adrianopolis (Edirne) Muharebesi’nde aldığı ağır yenilgi ve ölümü, imparatorluğun en büyük felaketlerinden biri olmuştur. Bu yenilgi Konstantinopolis’te derin bir güvenlik kaygısı yaratmış, şehrin surlarının yetersizliği daha net anlaşılmış ve sonraki yıllarda (Theodosius dönemi) surların batıya doğru genişletilmesine zemin hazırlamıştır.
13-Valentinianus 321-375

Valentinianus, 321-375 yılları arasında yaşamış bir Roma İmparatoru’dur. Kendisi Batı Roma İmparatoru oldu.Kardeşi Valens, Doğu Roma İmparatoru olarak atandı.Bu ikili yönetim 395’teki kalıcı bölünmenin öncülü sayılır.
Valentinianus resmî bölünmeden önce ama fiilî bölünme döneminde hüküm sürdü.
395’teki kalıcı Doğu-Batı İmparatorlukları ayrılığı, onun döneminde oluşan bu idari yapının devamıdır.
Valentinianus 363 yılında Jovian’ın ölümünden sonra,( Jovian hem Doğu hem Batı’nın tek imparatoruydu .Sasanilerle savaştan dönerken Tarsus da öldü. )imparator ilan edilmiştir.
O dönemde İznik imparatorluğun bir askeri karargahıydı.
Valentinianus, Milano’ya yerleşmiş, kardeşi Valens’i de yönetim ortağı olarak atamıştır.
Valentinianus Batı
Valens Doğu
Valens, doğu topraklarının kontrolünü üstlenmiş ve bu sayede iki kardeş, imparatorluğun doğu ve batı kısımlarını birlikte yönetmeye başlamışlardır.
Valentinianus, 366 yılında başlayan uzun bir savaş sonucunda Germen kabilelerinden olan Almanları Galya’dan püskürtmüş ve Saksonlar ve Skotların Britanya’ya yönelik saldırılarını da engellemiştir.Batı Roma İmparatorluğu’nun geniş toprakları arasında İtalya, İllirya, Hispania (İspanya), Galya (Fransa), Büyük Britanya ve Afrika bulunmaktaydı.
Kardeşi ve yönetim ortağı Valens ise Balkan Yarımadası’nın doğusu, Yunanistan, Mısır, Suriye ve Anadolu’yu kontrol etmiştir.
VELENTİNİANUS ‘UN İLGİNÇ ÖLÜMÜ : Bir resmi görüşmede öfkeli bir şekilde bağırırken kafatasındaki damarlarda bir çatlama meydana gelmiş, bu yaralanma 17 Kasım 375 tarihinde ölümüne yol açmıştır.
Ölümü, Roma İmparatorluğu içinde güç boşluğunun doğmasına neden olmuş ve imparatorluğun geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Valentinianus, Batı Roma İmparatoru olarak birçok reform gerçekleştirmiştir.
Silah donanımını genişletmiş, asker toplamayı kolaylaştıran sistemler getirmiş,
farklı dinlere eşit bir şekilde yaklaşarak toplumda dinî hoşgörüyü teşvik etmiştir.
Bu reformlar, Roma İmparatorluğu’nun uzun süreli kriz dönemlerinde bile belirli bir istikrar sağlamaya yardımcı olmuştur.
Valentinianus döneminde Roma İmparatorluğu’nun doğu bölgesi ve Konstantinopolis özel bir önem taşımaktaydı.
Valentinianus, devletin doğu ve batı olmak üzere ikiye bölünmesine neden olan politikalar geliştirmiştir ve Roma İmparatorluğu’nun doğu topraklarında, özellikle Bizans’ın bulunduğu bölgelerde, ticaret yollarının ve şehirlerin gelişimi desteklenmiştir. Bu da, ilerleyen dönemlerde Bizans’ın ekonomik ve stratejik açıdan güçlenmesine zemin hazırlamıştır.
14-I Teodosius (379-395)

Bu büst Afrodisias ta bulunmaktadır.
MS 379: da Theodosius, İmparator Gratian tarafından Doğu Roma İmparatoru olarak atandı.
I. Teodosius, Bizans İmparatorluğu’nda önemli değişimlerin yaşandığı bir dönemi temsil eder. Onun dönemi, dini, siyasi ve toplumsal alanlarda birçok yenilik getirmiştir.
325 İznik Konsili ve orijinal İznik İtikadı → I. Konstantinos dönemi.
381’de genişletilmiş hali → I. Theodosius dönemi.
Hristiyanlığı resmî din yaptı.
Ölümünden sonra imparatorluk 395’te Doğu ve Batı Roma olarak kalıcı şekilde bölündü.Doğu-Batı ayrımı kalıcı olarak gerçekleşti.Konstantinopolis, Doğu Roma’nın başkenti oldu.

İmparatorluğun doğu ve batı kısımlarını birleştirdi.
Theodosius, Doğu ve Batı Roma’nın ikisini birden yönetmiş SON imparatordur.
Theodosius’un da temel dayanağı olan Hıristiyan varlığı, Constantinus ile birlikte imparatorlukta güçlü bir toplumsal olguya dönüşmeye başlamıştı. Theodosius İznik İtikadı’na bağlı inançlı Hıristiyan ve yerel taşra aristokrasisine mensup bir aileden geliyordu. 346’da İspanya, Cauca’da dünyaya geldi. Cauca kenti, Hıristiyanlığın erken dönemlerden itibaren yayılma imkânı bulduğu bir bölgedeydi ve yerli aristokrat ailelerin yanı sıra mensupları arasında senatörleri barındıran İtalyan ailelere de ev sahipliği yapıyordu. Babası da İmparatorluğun ileri gelen Askerlerindendi.Ancak İmparator Valentinianus’un ölümünden sonra oluşan güçler dengesi içinde Theodosius’un babası konumunu koruyamamış ve idamına karar verilmişti. Bu gelişmeler, genç Theodosius için büyük bir hayat dersi niteliği de taşımış olmalıdır. Bundan sonra hangi pozisyonda bulunursa bulunsun ihtiyatlı ve diplomatik hareket etmek gerektiğini çok acı bir yolla öğrenmiş bulunuyordu.
Hadrianopolis önlerinde Romalılar 378’de Gotlar karşısında büyük bir mağlubiyet yaşadılar. İmparatorluğun karşı karşıya kaldığı bu büyük tehlike sırasında, Komutan Theodosius, Roma’ya bir kurtarıcı olarak döndü. İmparator Gratianus Theodosius’u Illyricum’da gösterdiği başarılı mücadele sonrasında eş augustus olarak tayin etti . İmparatorluğun doğu ve batı kısımlarını birleştiren Theodosius, Doğu ve Batı Roma’nın ikisini birden yönetmiş son imparatordur. Ölümünden sonra imparatorluk ebediyen ikiye ayrılmıştır.
Selanik Fermanı:380
Theodosius 379–395, Birinci İznik Konsili’nden yaklaşık 50 yıl sonra imparator oldu ve HIRİSTİYANLIĞI resmi din olarak kabul etti. Theodosius’un 380 yılında çıkardığı Thessalonica Fermanı ile, Hristiyanlık devletin ideolojisi haline geldi. Bu durum, Bizans toplumunun inanç sistemini derinden etkiledi. I.Teodosius, Bizans İmparatorluğu’nda Hristiyanlığın yükselişini sağladı. Hıristiyanlığın Resmi Din Olması:Selanik Fermanı (Cunctos Populos 380)Bu ferman, (Ortodoks) inancını da resmi doktrin olarak kabul etti.Teodosius I’in yayınladığı bu ferman ile İznik inancına uygun Hristiyanlığın (özellikle Ortodoks/Nikaea inancının ) tanınmasıydı ve bu durum, pagan inançlarının yanı sıra diğer Hristiyanlık mezheplerinin (özellikle Arianizm) etkisini azaltmıştı.Bu, Paganizm’in resmi statüsünü kaybetmesine yol açtı. Teodosius’un yönetiminde, pagan inançlarına karşı da sert önlemler alındı,pagan tapınakları kapatıldı ve pagan ritüelleri yasaklandı. Bu politikalar Hristiyanlığın toplumsal etkisini arttırdı. Konstantinopolis, bu dönemde Ortodoksluğun merkezi olarak şekillenmeye başladı.
381 Birinci Konstantinopolis Konsili:
I Theodosius , Selanik Fermanı (MS 380) ile Hristiyanlığı (Ortodoks/Nikaea inancını) resmi din yaptı ve Birinci Konstantinopolis Konsili’ni (MS 381) topladı. Bu konsil, İznik’in kararlarını pekiştirdi ve Konstantinopolis Patriği’ni Roma’dan sonra ikinci otorite yaptı.
Teodosius’un Ortodoks Hristiyanlığa verdiği önem, farklı mezhepler arasında çatışmalara yol açtı. Ortodoks Hristiyanlık ile diğer Hristiyan gruplar arasında mezhep savaşları yaşandı. Bu durum, imparatorluğun sosyal birliğini zedeledi.
İZNİK İTİKADI (Nicene Creed)
I-İlk Kabul Tarihi 325 – İznik Konsilİmparator:I. Konstantin
II-Genişletilmiş İtikat.
(381)İstanbul II. Ekümenik Konsili
(Tanrı Ruhu, Kilise, Vaftiz, Diriliş maddeleri bu konsilde tamamlandı.)
Onaylayan İmparator . Theodosius (Theodosius I / Büyük Theodosius)
381’de yayımladığı Thessaloniki Fermanı (Cunctos Populos) ile İznik İmanını imparatorluk genelinde tek geçerli iman ilan etti.
X-Roma’nın Hıristiyan imparatorluğuna dönüşmesi, dünya tarihindeki bir kırılma noktası olarak kabul edilebilir.
İmparator Theodosius modern Avrupa tarihinin kurucu isimleri arasında önemli bir yere sahiptir, çünkü Constantinus döneminde Roma İmparatorluğu’nda meşru bir temele oturan Hıristiyanlık, Theodosius çağında resmi dine dönüşmüştür.

Devlet Yönetimi, Ordu, Dini yapı, Siyaset konularında yeni düzenlemeler:
Teodosius, devlet yönetiminde de yeniliklere gitti. Bürokrasi güçlendirildi ve merkezi otorite artırıldı.
Bu reformlar, imparatorlukta daha etkili bir yönetim sağladı.
Dönemde, ordunun gücü ve yapısı yeniden düzenlendi. Bizans, sınırlarını korumak için daha profesyonel bir ordu oluşturdu. Askeri stratejiler geliştirildi, bu da imparatorluğun güvenliğini artırdı.
II Ekümenik Konsili
I.Theodosius ,İmparator olması, onu kararlar alıp uygulayan bir teolog pozisyonuna getirdi. İmparator, II. Ekümenik Konsil’e hamilik etmesinin yanı sıra Constantinopolis Piskoposluğu gibi, nüfuzlu Antiochea ve İskenderiye piskoposluklarını da kontrol altına aldı. Böylece, bir tarafı tamamen siyasi erkin kontrolündeki bir kilise, diğer tarafı ise Doğu’nun güçlü imparatorunu “yola getiren” bir başka kilise ortaya çıktı.
I. Teodosius, hem Doğu hem de Batı Roma’yı birleştiren son imparator olarak tarihe geçse de, onun ölümünden sonra imparatorluk ebediyen ikiye ayrılmıştır.
Theodosius’un mirası, Roma’nın Hristiyan imparatorluğuna dönüşmesi ve din-devlet ilişkilerinin derinlemesine şekillendirilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.
Theodosius’un , modern Avrupa tarihinin kurucu isimleri arasında önemli bir yeri vardır. Dönemi, din, siyaset ve toplum alanında derin izler bırakmıştır. Roma İmparatorluğu’nun bu son dönemindeki her gelişme, sadece o dönemi etkilemekle kalmamış, gelecekteki siyasi ve dini aktörleri de şekillendirmiştir.
Teodosius, Konstantinopolis’i imparatorluk yönetiminin merkezi haline getirme konusunda önemli adımlar atmıştır. Şehir,onun döneminde çeşitli etkinlikler ve inşaat projeleri yoluyla daha da geliştirildi, bu da onun stratejik ve kültürel önemini artırdı.Konstantinopolis’te birçok kilise ve kamu yapısı inşa edildi. Bu yapılar, dinî ve kültürel merkeziyeti artırmış, Konstantinopolis’in mimari ve kültürel zenginliğini pekiştirmiştir.Teodosius’un yönetimi, Roma İmparatorluğu’nun doğu bölgesinde din, siyasi yapı ve kültürel kimlik açısından önemli değişimlere yol açmış, Konstantinopolis’in de gelecekteki Bizans İmparatorluğu’nun merkezi haline gelmesinin temelini atmıştır.
Teodosius un Ölümünden sonra imparatorluk ebediyen ikiye ayrılmıştır.
Paganizm, Roma’da çok tanrılı bir inanç sistemiydi ve Jüpiter, Mars, Venüs gibi tanrılar etrafında şekillenmişti. Başlangıçta, Romalılar arasında Mısır tanrılarına ve Pers dinine inananlar görülse de paganizmden gerçek anlamda kopuş Hıristiyanlığın yayılmasıyla meydana gelmiştir. Sonuç olarak, toplum monoteizme doğru bir eğilim göstermeye başladı. Tanrısal hükümdarın yerini Hristiyan imparator almakta ve bu değişim halkın imparatorluk algısını dönüştürmekteydi. Barbarlarla yapılan savaşlarda, tanrısal özelliklerle donatılmış asker kökenli imparatorların düştüğü yenilgiler, halkta pagan inancı konusunda tereddütler yarattı.
I Theodosius, MS 381’de Pagan kurban törenlerini yasakladı ve tapınakların devlet desteği olmadan ayakta kalmasını zorlaştırdı. Konstantinopolis, Hristiyanlığın merkezi olarak güçlendi.
391 Paganizm’in kamusal alanda yasaklanmasının başlangıcı, 391 yılına tarihlenir. Bu tarihte, Theodosius’un Codex Theodosianus’ta yer alan yasaları, Pagan tapınaklarına girmeyi ve kurban törenlerini yasakladı.
Paganizm den ayrılma Hristiyanlığın resmi din haline gelmesiyle birlikte kademeli bir süreç olarak gerçekleşti ve özellikle 4. yüzyılın sonlarında tamamlandı.
Ancak, tam anlamıyla dinî dönüşüm, Theodosius döneminde Hıristiyanlığın resmi din olarak ilan edilmesiyle gerçekleşti.
Roma İmparatorluğu’nda Paganizm’in yasaklanması, kademeli bir süreçtir ve tek bir tarihe bağlanamaz, ancak ilk resmi yasaklama adımları İmparator Theodosius I döneminde atılmıştır.
15-Arkadios (MS 395–408)
395’te babası I . Theodosius’un ölümünden sonra Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olarak kalıcı biçimde bölündü.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun ilk imparatorudur.
Arkadios Doğu, kardeşi Honorius Batı Roma İmparatoru oldu.Arkadios (Doğu) ile Honorius (Batı) aynı anda tahttaydı ve 395’te imparatorluğun fiilen iki idareye ayrıldığı eşik bu iki kardeşin ortak dönemiyle başlar.
“Batı Roma’da paralel gelişmeler”Honorius:Saltanatı: 395–423) Batı Roma İmparatorluğu ,Ravenna merkezli.410’da Vizigotların Roma’yı yağmalaması (Alaric),Batı Roma’nın çöküş sürecinin sembolik kırılma noktalarından biridir. Başkent Mediolanum (Milano) yerine güvenlik nedeniyle Ravenna’ya taşındı. Germen federatları üzerindeki kontrol zayıfladı.Honorius dönemi, Batı Roma İmparatorluğu’nun zayıfladığı ve çözülmenin hızlandığı dönem olarak kabul edilir.
Konstantinopolis artık Roma İmparatorluğu’nun doğu yarısının fiilî ve resmî başkenti oldu.
Doğu Roma’nın bağımsız kurumsal yapısı bu dönemde oturdu.
Konstantinopolis, tek başına bir imparatorluk başkenti olarak yükseldi.
Gotlar ve Hunlar gibi kavimlerle baskı yaşandı.
Sarayda etkili figür eşi Aelia Eudoxia ve güçlü bürokratlar oldu. Arkadios zayıf yönetici olarak görülür.Ancak onun döneminde Doğu Roma, Batı’ya göre daha istikrarlı kaldı.
Arkadios Doğu Roma’nın başına geçti. Başkent Konstantinopolis oldu.Kent Boğazlar üzerindeki jeostratejik konumu nedeniyle askerî, ekonomik ve ticari merkez haline geldi.
Surlar planlandı,bu savunma sistemi kenti yüzyıllarca korudu
Arkadios dönemi Doğu Roma’sı, Karadeniz ticaretini kontrol etmeye başladı. Bu, ilerleyen yüzyıllarda deniz ticaretinin şehirdeki belirleyici faktör olmasını sağladı.
Limanlar genişletildi ve kervan yolları şehir merkezine bağlandı.Arkadios Döneminde atılan idari ve ticari temeller, ileride İtalyan denizci cumhuriyetlerinin ilgisini çekti.
Boğazlar üzerinde ekonomik denetimin Bizans’a geçmesi,
gelecekte Ceneviz kolonilerinin ortaya çıkmasının temellerini atmıştır.
16- II Constantinus 337-361

I.Konstantin’in ölümünden sonra iktidar üç oğlu arasında bölüşüldü.
(II. Konstantinos (Batı: Galya, Hispania, Britannia).II. Konstantinos, kardeşleriyle anlaşmazlığa düştü ve 340’ta Constans’a karşı savaşırken Aquileia yakınlarında öldürüldü )
Constantius II (Doğu).
Constans (Orta: Italia, Afrika, Illyricum).
MS 337–361 arasında Doğu Roma İmparatoru olarak hüküm sürdü. I Konstantinin in oğludur. Constantius II, kardeşlerini (II. Konstantinos 340’ta, Constans 350’de) eleyerek 350-361 arası tek imparator oldu ve 361’de öldü.
Özellikle Ariusçulukla olan ilişkileriyle tanınır. Hristiyanlıktaki tartışmalar, özellikle Arianizm ve Nicene inancı arasındaki çekişmeler, onun döneminde oldukça belirgin hale gelmiştir. Hristiyanlığın yayılmasını destekledi, ancak Arianizm’e (İsa’nın Tanrı ile aynı özden olmadığını savunan bir mezhep) eğilimliydi, bu da Ortodoks kilisesiyle çatışmalara yol açtı.
I Konstantin’in oğlu II Konstantin döneminde Megale Ekklesia (Ayasofya’nın erken formu, MS 360) planlandı ve şehrin Ortodoks kimliğini güçlendirdi.
(İznik Konsili I.Konstantinus ve İznik İtikadı I.Theodosius tamamen Arianizm’e karşı Ortodoks Teslis inancını tanımlamak için yapılmıştı.)
17-II. Theodosius 401-450
Kalkedon Konsiline zemin hazırlayan icraat.

Paganizm’in Nihai Bastırılması yolunda . SON Yasal Adımlar: 435
II:Theodosius, Arian inancını savunanları (İsa’nın Baba’dan daha aşağıda olduğunu iddia edenler) “sapkın” ilan eden yasalar çıkardı. Arian kiliseleri kapatıldı ve mülkleri Ortodoks Kilisesi’ne devredildi.
435’te, II. Theodosius döneminde, kalan son Pagan tapınaklarının tamamen yıkılması veya kiliseye çevrilmesi emredildi. Bu, Paganizm’in Roma İmparatorluğu’nda resmi olarak sona ermesini simgeledi, ancak kırsal bölgelerde gizli Pagan ritüelleri bir süre devam etti.
Bu dönemde, Konstantinopolis’teki Ayasofya (MS 360’ta Megale Ekklesia, MS 537’de Justinyanus’un Ayasofya’yı yeniden inşası) gibi yapılar, Hristiyanlığın görkemli sembolleri oldu.
II. Theodosius (408-450), Doğu Roma İmparatoru olarak, Hristiyanlığı pekiştirme ve imparatorluk düzenini koruma amacıyla birçok önemli yasa çıkardı.
Kölelerin kaçışını önlemek için sahiplerine ek haklar tanındı, ancak köle ticaretini düzenleyen kurallar da sıkılaştırıldı.
İmparatorluk ordusuna katılımı teşvik etmek için toprak sahiplerinden asker temin etme zorunluluğu yasalaştı.
Bu yasalar, Hristiyanlığın imparatorlukta tek din haline gelmesini hızlandırdı ve MS 451’deki Kalkedon Konsili’ne zemin hazırladı.
II. Theodosius (408–450)
Konstantinopolis’in “kuşatmalara dayanıklı başkent” kimliğinin kesinleştiği evredir. 5. yüzyılda kentin kara savunmasını yeniden tanımlayan Theodosius Surları inşa edilerek başkentin güvenlik çemberi güçlendirildi; bu, İstanbul’un sonraki yüzyıllarda kuşatmalara direnebilmesinin temel altyapısını oluşturdu. Aynı dönemde imparatorluk yönetimi ve hukuk düzeni de kurumsallaştı; böylece başkent, hem askeri hem idari bakımdan Doğu Roma’nın merkezî ağırlığını daha belirgin biçimde taşımaya başladı.
18-İmparator Marcian 450–457

Kalkedon Konsili (MS 451): Ortodoksluk açısından dönüm noktasıdır.
Ortodoks İnanışı:Duofisitizm.
MONOFİSİTİZM-DUOFİZİTİSM çatışmasının sona erdirilmesi.
Kalkedon Konsili (MS 451), imparator Marcian’ın himayesinde toplanmış olup, Hristiyan ilahiyatındaki en derin ayrışmalardan biri olan Monofizitizm–Düofizitizm tartışmasını dogmatik düzeyde tanımlığa kavuşturan bir dönüm noktasıdır.
Konsil, Mesih’in iki tabiata sahip olduğu (duofizitizm: tam Tanrı ve tam insan) öğretisini resmî Ortodoks doktrini olarak kabul etmiş; böylece imparatorluk içindeki teolojik ve siyasî çatışmaların büyük bölümünü sona erdirmeyi amaçlamıştır.
Bu kararların ardından İmparator Marcian, Konstantinopolis Patrikliği’ne Roma ile eşdeğer bir konum tanıyarak kentin dini hiyerarşi içindeki statüsünü pekiştirdi.
Bu düzenleme, Konstantinopolis’in yalnızca imparatorluğun başkenti değil, aynı zamanda Doğu Hristiyanlığının normatif ve doktriner merkezi olarak kabul edilmesini sağladı.
Bu süreçte Ayasofya, Ortodoks litürjisinin, konsil kararlarının uygulanmasının ve imparatorluk teolojisinin şekillendiği başlıca ritüel ve düşünsel mekân hâline geldi.
Konstantinopolis’in Ortodoksluğun Merkezi Olarak Tanınması (MS 451)İmparator Marcian , Konstantinopolis Patriği’ni Roma ile eşitledi, şehrin dini liderliğini kesinleştirdi. Ayasofya, bu dönemde Ortodoks törenlerinin merkeziydi.
19-İmparator I.Justinianus 527-565
II-BİZANS İMPARATORLUĞU’NUN ALTIN ÇAĞI/1-ERKEN BİZANS İMPARATORLUĞU NUN ALTIN ÇAĞI bölümünde I.Jüstinyanus ‘a değinmiştim.
İmparator I. Justinianus.527-565
Megalē Ekklesia (360): Ayasofya’nın ilk büyük bazilikasıdır; II. Constantius döneminde tamamlandı.
Ayasofya (537): 532 Nika İsyanı’nda yıkılan eski kilisenin yerine Justinianus tarafından tamamen yeniden inşa edildi; bugünkü Ayasofya’nın temel mimarisi bu döneme aittir.

527–565
Bizans İmparatorluğu’nun Altın Çağı
II.Konstantinopolis Konsili:533
İmparator Justinianus, Ortodoksluğu güçlendirmek için çalıştı .
İkinci Konstantinopolis Konsili (MS 553), Justinianus I döneminde toplandı ve Ortodoks doktrinini (Kalkedon kararlarını) pekiştirerek Monofizitizm’i reddetti.
Konstantinopolis’in Ortodoksluğun merkezi statüsünü güçlendirdi; Ayasofya, bu dini liderliğin sembolü oldu. Galata’nın liman rolü ve İstiklal Caddesi’nin erken temelleri, bu dönemde şehrin ticari ve dini öneminden etkilendi. doktrinini pekiştirdi.
I. Anastasius (491–518)
Konstantinopolis’in mali ve idari açıdan istikrara kavuştuğu bir toparlanma evresidir. İmparator, gelirleri güçlendiren mali düzenlemelerle başkentin sürdürülebilirliğini sağlamlaştırırken, Trakya’da Anastasius (Uzun) Surları gibi savunma hatlarıyla kentin çevre güvenliğini artırarak Konstantinopolis’i daha geniş bir “dış savunma kuşağı” içinde korumayı hedefledi.I. Anastasios bunları benzeri olarak bir sur duvarını 507-512 yılları arasında Bulgar akınlarından şehri korumak üzere yaptırdı. Prokopius’un 6. yüzyılda yazdığına göre, şehirden yaklaşık 65 km uzakta inşa ettirdiği sur duvarı çok uzundu ve acele yapıldığından yeteri kadar güçlü değildi.


527–565 (I. Justinianus dönemi) sonrası Bizans imparatorları arasında Galata (Pera) bölgesini doğrudan etkileyen, önemli inşaat/imar/icraat yapanlar
Herakleios (610–641)

Herakleios (610–641) dönemi, Konstantinopolis’in “imparatorluk başkenti” olmaktan çıkıp kuşatmalar çağının direnç merkezi haline geldiği büyük bir kırılma evresidir. (Kapadokya doğumlu)
Sasani savaşlarının yıpratıcı yıllarının ardından, İslam fetihleriyle Suriye ve Mısır gibi stratejik eyaletlerin kaybı Doğu Roma İmparatorluğu’nun Akdeniz dengelerini değiştirdi. Bu durum İstanbul’un ikmal, savunma ve yönetim kapasitesini daha da merkezi hale getirerek kenti Doğu Roma’nın ayakta kalma mücadelesinin ana sahnesi yaptı.
Herakleios Hanedanı ile Bizans İmparatorluğu Doğulaşmaya başladı , Batı’dan kopuşta önemli bir evre başladı. O zamana kadar Latince konuşan, Roma gelenekleri üzerinde kurulan kurumlarını koruyan imparatorluk, bir Doğu-Grek İmparatorluğu’na dönüşmüştür.Bu sebeple kimi müellife göre, Doğu Roma’nın gerçek başlangıcı bu hanedan ile olmuştur. Latince yerine Grekçe’nin resmi dil olması ve Ortodoksluğun yükselmesi Batı’dan kopuşta başat nedenlerdi.
Bizans onun döneminde köklü mali ve idari reformlar geçirmiştir. Devlet, Thema ile sağlam ve homojen bir askeri idare sistemine kavuşmuş ve toprağa bağlı stratiotes gücüne dayanan yeni bir ordu kurulmuştur.
Vergi ödeyen köylü sınıfı oluşturulmuş ve bu sayede boş kalan toprakların ekilebilmesi amaçlanmıştır. İlerleyen yıllarda Bizans İmparatorluğu, bu dönemde yapılan reformların çevresinde şekillenmiştir.[4] Tüm bu reformların sonucunda Bizans, Araplara ve Bulgarlara karşı kendini savunabilmiş; Anadolu ve Balkanlar’da taarruza geçebilmiştir. Bu dönemde Bizans İmparatorluğu, İranlılara ve Avarlara karşı kazandığı zaferlerden sonra, Araplara karşı olan savaşların sonucunda büyük ve zengin eyaletlerinin çoğunu kaybetmiştir. Yine de çekirdek arazisini kurtarmayı başarmış ve Müslümanların, Avrupa içlerine ilerlemelerine engel olmuştur.
Büyük jeopolitik kırılma: Sasani savaşları ve hemen ardından Arap fetihleri ile imparatorluğun doğu eyaletleri (özellikle Suriye–Mısır hattı) elden çıktı; Konstantinopolis’in rolü “kuşatmalara dirençli kale başkent” kimliğine evrildi.
Başkent ekonomisi/lojistiği: Akdeniz ticaret dengeleri daralırken, İstanbul’un ikmal ve savunma organizasyonu daha merkezi hale geldi.
III. Leo (717–741)

717–718 Arap kuşatmasının püskürtülmesi: Konstantinopolis düşseydi, şehrin kurumsal sürekliliği ve Haliç çevresi yerleşimleriyle birlikte Galata’nın tarihsel çizgisi de başka bir yola girerdi. Yani Galata’ya “dolaylı ama çok belirleyici” etkidir.
İkonoklazmın başlaması: Kentin dinsel-siyasal iklimini ve görsel kültürünü etkileyen uzun bir dönem açar. Bu da Konstantinopolis’in “şehir kimliği” anlatısında dönüm noktasıdır.718 kuşatmasının püskürtülmesi: Başkentin düşmesini engelleyen kritik savunma başarısı; İstanbul’un “yenilmez başkent” imajı güçlendi.İkonoklazm başlangıcı: Dini tasvir tartışmalarıyla şehir kültürü, sanat ve kilise siyaseti uzun süreli bir gerilim hattına girdi.
| İmparator | Hüküm Yılları | Galata/Pera ile ilgili icraatı |
|---|---|---|
| Iustinus II | 565–578 | Justinianus’un ölümünden hemen sonra Galata’daki Hieria Sarayını (bugünkü Fenerbahçe civarı değil, Boğaz’ın Galata tarafındaki saray kompleksini) genişletti ve sık kullandı. |
| III. Leon (Isauria Hanedanı) | 717–741 | Galata surlarının onarımı ve güçlendirilmesi. Ayrıca Haliç zincirinin Galata tarafındaki ucunu taşıyan Kulesi (Eugenios Kulesi/Megalos Pyrgos) büyük ölçüde bu dönemde yeniden inşa ettirildi. Bugünkü Yeraltı Camii’nin altında kalan bu dev kuleye “Galata Kulesi”nin ilk büyük hali de denir. |
| I. Basileios (Makedonya Hanedanı) | 867–886 | Galata’da Manganalar Mahallesinin (silah/atölye bölgesi) yeniden düzenlenmesi ve surların tamiri. |
| VI. Konstantinos Porphyrogennetos | 913–959 | Galata’daki Yahudi mahallesinin (o dönem önemli bir Ceneviz öncesi Yahudi yerleşimi vardı) statüsünün düzenlenmesi ve surların bakımı. |
| Alexios I Komnenos | 1081–1118 | Galata’nın tamamen Cenevizlilere verilmesi sürecinin başlangıcı sayılır. 1082’de Venediklilere verilen imtiyazlara karşı denge için Cenevizlilere ilk ticari ayrıcalıklar tanındı (tam koloni değil ama öncüsü). |
| Manuel I Komnenos | 1143–1180 | Galata’da Ceneviz podestà’sının (yöneticisinin) resmi olarak yerleşmesine izin verildi, sur içi alanlar genişletildi. |
| VIII. Michael Palaiologos | 1259–1282 | Galata’yı resmen Ceneviz kolonisi yaptı (1267 Antlaşması). Cenevizlilere Galata’yı kendi surlarıyla çevirme, kendi yasalarıyla yönetme hakkı verdi. Bugünkü Galata surlarının büyük kısmı (Kule’den Azapkapı’ya kadar) bu dönemde Cenevizliler tarafından inşa edildi. |
| II. Andronikos Palaiologos | 1282–1328 | 1303–1304’te Cenevizlilerin Galata surlarını daha da genişletmesine ve bugünkü Galata Kulesi’nin (Ceneviz kulesi, Christea Turris) üst kısmının yapılmasına izin verdi. Mevcut Galata Kulesi’nin büyük bölümü bu dönemde yükseltildi. |
Justinianus sonrası GALATA üzerinde etkili üç imparator
III. Leon → Haliç zincir kulesi (Galata Kulesi’nin ilk büyük hali)
VIII. Michael Palaiologos → Galata’yı Ceneviz kolonisi haline getirdi (1267)
II. Andronikos Palaiologos → Mevcut Galata Kulesi’nin büyük kısmı bu dönemde yapıldı (1303
İmparatorlar (Ticaret–Latin/Ceneviz–Son Dönem)
I. Basileios (867–886)867 sonrası Makedon dönemiyle toparlanma ve kültürel canlanma başlangıcı.
Makedon dönemi başlangıcı: İdari toparlanma ve kültürel canlanmanın (sonradan “Makedon Rönesansı” diye anılacak süreç) kapısını açtı.
Başkent merkeziliği: Saray, bürokrasi ve kilise çevresinde düzenin güçlenmesi, İstanbul’un yeniden “çekim merkezi” olmasına hizmet etti.I
. Aleksios Komnenos (1081–1118)Ticaret ve Haliç dengeleri : Venedik imtiyazları ve liman ekonomisi.
Ticaret imtiyazları ve Haliç dengesi: Denizci cumhuriyetlerle (özellikle Venedik) yapılan ayrıcalıklar, Haliç ticareti ve liman ekonomisini yeniden biçimlendirdi; Galata karşı kıyı ticaretinin ağırlığı artan bir sahneye dönüştü.
Haçlılar dönemi eşiği: Haçlı seferleriyle birlikte İstanbul’un diplomatik ve lojistik rolü büyüdü.
Angeloslar (1185–1204)Latin işgali dönemi (1204–1261)VIII. Mihail Palaiologos (1261–1282)
1204–1261’den çıkış: 1261 geri alış ve Galata/Ceneviz yükselişi.
1261’de Konstantinopolis’in geri alınması: Latin işgali biter; “Bizans’ın dönüşü” başlar.
Galata/Ceneviz hattının yükselişi: Bu geri dönüş sonrasında Galata’nın ticari-siyasi ağırlığı belirginleşir; Ceneviz varlığı ve Galata’nın güçlenmesi için zemin oluşur
V. Ioannes Palaiologos (1341–1391)ç savaşlar ve zayıflama: Uzayan iç çatışmalar ve dış bağımlılıklar, başkentin kaynaklarını aşındırdı.
Galata ile gerilimli denge: 14. yüzyılda Galata’nın ekonomik gücü ile Konstantinopolis’in siyasi zayıflığı arasındaki gerilim, “iki kıyı” ilişkisini daha keskin hale getirdi.
VI. Ioannes Kantakuzenos (1347–1354)V. Ioannes 14. yy Galata–Konstantinopolis gerilimi: iç savaşlar ve güç dengesi.
14. yüzyılın “ara düğümü”: İç savaşın baş aktörlerinden; dönem, Galata–Konstantinopolis ilişkilerinin sertleştiği ve güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir eşik olarak anlatılabilir.
Siyasi ittifaklar: İmparatorluğun hayatta kalma stratejileri (ittifak/bağımlılık) netleşir; bu da şehir ekonomisi ve güvenliğine doğrudan yansır.II. Manuel Palaiologos (1391–1425)
Son toparlanma diplomasisi: Osmanlı baskısı altında Avrupa diplomasisi ve savunma siyaseti; başkentin “zaman kazanma” stratejisi.
Şehir hayatı ve savunma: İstanbul’un surlu başkent olarak ayakta kalma çabasını temsil eder; son dönem atmosferini kurmak için çok uygun bir figür.XI. Konstantinos (1449–1453)
14.4.2025
Meral Kalav Demir
Faik Pasha Hotels
Çukurcuma/Beyoğlu


Bir Cevap Yazın